NOT: Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanlığı'na ait www.aiit.sakarya.edu.tr adresli web sayfasında bulunan temel bilgilere ve okutulan kitaplara ilave olarak aşağıdaki ders notları hazırlanmıştır.

 

TANIMLAR

 

İNKILÂP : Devlet eli ile memleketin içtimai hayatının ve müesseselerinin makul ve ölçülü metotlara köklü surette yenileştirilmesi demektir.

 

İHTİLAL : Bir devletin siyasi teşkilatını kanuni şekillere hiç riayet etmeksizin değiştirmek üzere cebir ve kuvvet ile yapılan geniş çaptaki halk hareketidir.

 

ISLAHAT-REFORM : Toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Reformlar hukuk düzenine uygun yapılır. Zorlayıcı değildir.

 

İSYAN : Plan ve akla dayanmayan sonu olmayan bir çatışmadır. Çok sürmez, devamlı değildir.

 

DARBE : Devlet eli ve emri altındaki kurumlardan birinin mesela ordunun isyan ederek mevcut hükümeti devirip iktidarı ele almasına denir. Sadece iktidardaki kişiler değişir. Toplumdaki sosyal-ekonomik yapıya ilişmezler.

 

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN ÇÖKÜŞ NEDENLERİ

 

1- Coğrafi keşiflerle ticaret yolları yön değiştirince Osmanlı toprağından geçen ipek ve baharat yolu eski önemini kaybetti. Bu durum refahını bu ticaret yollarına borçlu olan Anadolu şehir hayatının sönmesine neden oldu ve ticaret hayatını olumsuz etkiledi.

2- Yeni keşiflerle sınırsız hammadde kaynaklarına ve maden bolluğuna kavuşan Avrupa'da altın ve gümüş bolluğunun getirdiği talep artışı Osmanlı ülkesindeki hammadde ve buğdayın bu kıtaya akmasına yol açtı. Bu durum Osmanlı el sanatlarını hammadde darlığına soktu, yiyecek sıkıntısı oldu. Değerli maden sıkıntısına düşen Osmanlı Devleti para birimi olan Akçenin ayarını düşürmek zorunda kaldı. 100 dirhemden 269 Akçe kesen Osmanlı 3. Murad devrinde 100 dirhemden 950 Akçe kesmek zorunda kaldı.

3- Ekonomideki en yıkıcı etkiyi kapitülasyonlar yapmıştır. Devletin güçlü olduğu dönem siyasi kazanç sağlamak için sadece Fransa'ya verilen bu imtiyazlar daha sonra yükümlülük şekline dönüşünce devletin istismarı için vesile oldu.

4- 1838 Balta limanı Antlaşması ile yabancıların ticaret kısıtlaması kaldırıldı. Gümrük duvarını kaldıran bu antlaşma ucuz Avrupa mallarını Osmanlı pazarlarına doldurdu.

5- Avrupa'nın mali sermayesi 1854 de ilk borç antlaşması ile girdi. Alınan borçlar yatırım olarak değerlendirilmedi. Savaşlara ve gösterişe harcanınca devlet faizlerini bile ödeyemez oldu. Sonuçta alacaklı devletler 1881 de Duyun-u Umumiye kurarak Osmanlı Devletinin bütün gelir kaynaklarına el koydular.

6- Ekonomik dengelerin bozulması yönetimde, devlet kurumlarında sosyokültürel yapıda da etkili olmuş gerileme süreci başlamıştı. Mutlakiyet nedeniyle padişahların kişilikleri bu süreçte önemli unsur olmuştur. Yönetimdeki otorite boşluğu, kadınların,ulema ve saray ağalarının ön plana çıkmasına, taht kavgalarına sebebiyet vermiştir.

7- Merkezden ayrılmak istemeyen veliahtlar merkeziyetçi yönetimi üç kıtaya yayılan imparatorlukta yönetim aksaklıklarına neden oldu. Yer yer çıkan celalı isyanları bu bozulan gidişin ilk ayak sesleri olmuşsa da merkezde kimse bunu fark edecek durumda değildi.

8- Önceleri büyümek sonraları sınırları korumak için yapılan savaşlar büyük kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bol ganimetle dönülmeyen savaşlar ekonomiyi iyice bozduğu gibi çalışacak nüfusun savaşta erimesi, insan gücü potansiyelinin savaşlarda kaybedilmesi, üretici yaş grubunun tükenmesine neden olmuştur.

9- Tımar sisteminin bozulması hem ekonominin hem de ordunun gücünü zayıflatmış, ateşli silahlar sipahilerin önemini azaltmış, maaşlı askerler hazineye yük getirmiştir.

10- Milliyetçilik hareketleri Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıklar üzerinde olumsuz etki yapmış, Sirp Yunan isyanları devleti uzun süre yormuştur.

11- Avrupa'nın Osmanlı Devletinin çeşitli yerlerinde açtıkları okullar bilim adamı yetiştirmekten ziyade kültürlerini yaymak ve yerleştirmek için kullanmaları devletin yetişmiş insan gücü potansiyelini iyi kullanamamasına neden olmuştur.

 

OSMANLI    DEVLETİNİ KURTARMA   ÇABALARI

 

16. y.y. 2. yarısından itibaren bozulan Osmanlı yönetim, ekonomi ve kurumlarını 17.y.y itibaren yapılan ıslahatlarla yeniden   düzenlemeye ve yıkılışı önlemeye çalışan bazı girişimler başladı.

 

ISLAHAT  HAREKETLERİ

 

1-İlk Islahatlar

 

Osmanlı imp. 17.y.y başlarından itibaren uğradığı devamlı yenilgiler karşısında batı dünyasının üstünlüğünü görmeğe başlamıştı. Islahatlar batının üstünlüğü tehlikeli bir noktaya ulaştığında, batıya karşı koyma endişesi ile başlamış ve batıya ancak batının silahları ile karşı konulabileceği sonucuna varılmıştır. Halbuki batının askeri yeterliliği, üstünlüğünün nedeni değil bir belirtisiydi.

 

Amold Toynbee’ ye göre “Batılı olmayan bir toplumun bu askeri yeterlilik seviyesine ulaşabilmesi için, batının yalnız askeri tekniğini değil aynı zamanda modem bir batı ordusunun dayandığı idari, mali, sağlık ve tekniğiyle ekonomik verimliliğini de öğrenmiş olması gerekmekteydi. Bu yüzden batı yaşamını bir bütün olarak benimsemeden batının askeri tekniğini etkili bir biçimde elde etmek mümkün değildir. Çünkü batı yaşamı da öbür uygarlıklar gibi bölünmez bir bütündür. Bu böyle olduğuna göre, Türklerin   batılılaşma sorununu yalnız askeri açıdan almaları yazık olmuştur.”

 

Ancak, Osmanlı Devlet Adamları, bu yenilgilerin sebeplerini basit bir şekilde değerlendirecek askeri bakımdan düştükleri gerilikte görmüşlerdir. Batının yeni metotlar ve bilgilerle ulaştıkları fikri ve siyasi ilerlemelerini bütünü ile görememişlerdir.

 

Batıyı örnek alan ıslahat teşebbüsleri, devam ede gelen yenilgiler karşısında duyulan zorunlulukla, XVIII. yy. yarısında askeri alanda başlamış ve yüzyıl boyunca tekrarlanmıştı. Bu hareketlerin en önemlisi III. Selim devrinde “Yeniçeri” yerine “Nizam-ı Cedit” kurma girişimidir. Dar anlamda Nizam-ı Cedit, III. Selim devrinde Avrupa usulü asker yetiştirmek amacı ile kurulan talimli asker ocağıdır. Geniş anlamda Nizam-ı Cedit ise III. Selim’in Avrupa Medeniyetine ortak olmak için yaptığı yenilik hareketlerinin bütünüdür. Ancak bütün olanlardan yeni düzen çabalamaları ekonomide ve ticarette yenilikler Osmanlı Devlet düzeninde yenilik mecburiyetini ortaya koyduğu gibi, batı tesirlerinin sızmasını da kolaylaştırmıştır.

 

Ancak bütün ıslahat hareketlerine, Padişah başta olmak üzere sayılı devlet adamlarının emek ve çabalarıyla girişilmiş, ıslahata imkan verecek zihniyet mevcut olmadığından gayretler boşa gitmiş ve teşebbüsler yeniçeri sınıfı ile ulemanın karşı koymalarıyla başarısızlığa uğramıştır.

 

Avrupa Devletlerinin ve Rusya’nın var güçleriyle Osmanlı topraklarını paylaşmak için saldırmaları bu yöndeki çalışmalara büyük bir darbe indirmiştir. Devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri yenilik taraftarlarını desteklenmesini ve birçoklarının idamına da yol açmıştır. Dolayısıyla bu yöndeki gelişmeleri engellemiştir

 

Islahat hareketlerinin uygulanmasına imparatorluk bünyesi ve kanunları uygun olmadığı gibi bunun için yeterli hazırlık da yoktur. Avrupa’nın bilim ve fenninden faydalanılmak istendiği halde bunlarla ilgili dilimize çevrili tek bir eser yoktu. Ayrıca ıslahatın gereğine inanmış bir kadro da bulunmuyordu.

 

Halkın çektiği ekonomik sıkıntılar, nüfuz ve servetlerine bozuk düzenin devamında görenlerce yeniliklerin dinden çıkma anlamına geldiği şeklinde ifade edilerek mutaassıp yapıları ile birleşince tabandan yeniliklere karşıt kitleler’ doğmasına neden olmuş. Böylece tabana dayanmayan ıslahatlar başarıya ulaşamamıştır.

 

TANZİMAT'IN HUKUKİ VE İDARİ SONUÇLARI

 

Tanzimat hareketi merkeziyetçi Osmanlı İmparatorluğunu bürokrasi devleti haline getirmeye yönelikti memur sayısının artması bir bürokrasi zümresi meydana getirmişti ancak dönemin özellikleri memurluk psikolojisi dünyevi bir iktisat görüşüne sahip olmayı düşünmeyen milleti kullaştırmış, devletle yönetilenler arasında tabaka olmadığından Paşalar ve bürokrasi yabancının oyuncağı haline geldi.

 

Belediye teşkilatının düzenlenmesi ve arşiv kurulması sağlandı çağdaş adliye ve hukuk sistemine yöneliş ile ilk adliye ıslahının temeli atılmıştı. Karma ticaret mahkemeleri ile laik bir adliye sistemine doğru yönelme başladı. Tanzimat Fermanının getirdiği en önemli değişiklik, din farkının kaldırılması ve herkesin eşit olduğunun kabul edilmesidir. Ancak din esasına göre ayrılmış olan Osmanlı İmparatorluğundaki halkın bunu uygulama yerine getirmesi zor olmuştur.

 

Tanzimat’ın çok önemli bir sonucu anayasalı bir düzene gidişin başlangıcını oluşturması idi. Tanzimat’la sağlanması istenen yenilikler başarı kazanamayınca devrin sonlarına doğru mutlakıyet ve istibdadın artmasına neden oldu, meydana gelen bu yeni durum ıslahat ve yenilik arzusunun hükümdardan fertlere geçmesine sebep oldu mevcut siyasi sistemde değişiklik isteği sonuçta anayasalı bir düzene geçişi sağladı. Tanzimat’ta eskiyi kaldırmadan yeni batı tarzı bir hukuku uygulamaya koymuş böylece kanunlarda ve mahkemelerde ikili bir yapı (Düalizm).ortaya çıkmış ve birlikte yaşamaya başlamıştır.

 

TANZİMAT'IN SOSYAL-KÜLTÜREL SONUÇLARI

 

Eski konak ailesi ahlakım savunmak isteyen gelenekçi zihniyete karşı batılılaşma eğiliminde çekirdek aileyi savunan bir zihniyet doğdu. Çağdaşlaşmayı batının sosyal hayatını taklit etmek olarak algılayan yan aydın tipi ortaya çıktı.

 

Gayri Müslimlerin statüsünde değişme meydana geldi ve imparatorlukta önem kazandı. Tanzimat’ın sosyal alanda ki olumlu bir sonucu uygar devletlerle daimi ilişkilere girmemizi sağlaması, siyasi ve sosyal yapımımız bazı esaslarım değiştirmek sureti ile Türk inkılaplarını hazırlaması idi.

 

Medreseleri kapatmaya cesaret edilmedi, ancak batı tarzı eğitim veren okullar açıldı. Bu okullarda zihniyet ve idealleri tamamen farklı biri taassup ve irticai, diğeri ilerlemeyi ve yenileşmeyi temsil eden dolayısıyla birbirlerini inkar eden nesiller yetişti. Eğitimde ki Düalizm kafalardaki ikiliğinde kaynağını oluşturdu.

 

Tanzimat’ın eğitime en büyük hizmeti ana dilini eğitim dili yapması idi. 1862’den itibaren kız öğrencilerin ortaöğretim görmelerinin başlatılması, kadınların meslek edinmelerinin sağlanmasına başlangıç oldu.

 

Tanzimat pozitif bilimlerin girişi hızlandı. Sosyal bilimler büyük gelişme gösterdi basın hayatı devreye girdi.

 

Batı edebiyatının edebi tür ve fikirlere edebiyatımıza girmeye başladı; bu da dil, edebiyat, tarih alanlarında milli bilincin doğmasında etkili oldu.

 

TANZİMAT’IN EKONOMİK-SONUÇLARI

 

Osmanlı Devleti Tanzimat Dönemine kendisine hiçbir ekonomik kalkınma şansı bırakmayan Mİ38 Ticaret Antlaşması ile girdi. Mevcut sanayi korunamadığı gibi yeni şanlarla oluşan yeni hayat tarzı ile beliren yeni ihtiyaçları karşılayamadığı gibi bu tüketimin onaya çıkması devleti dışa bağımlı kılmıştır. Borç alarak kalkınmak bu dönemin adeta yönetim ilkesi haline geldi ekonomiyi düzeltmek için çıkan kanunların büyük kısmı uygulanmamış ve tekrar eski usullere dönülmüştür.

 

ISLAHAT FERMANI ( 18 ŞUBAT 1S56 )

 

Islahat Fermanı Tanzimat Fermanı gibi Osmanlı Devletinde yapılması karalaştırılan yeni bir düzenin prensiplerini ve programını içine alır. Tanzimat’ın devamı gibi kabul edilse de hazırlanış şekli, yapısı ve etkisi bakımından ondan farklıdır.

 

Islahat Fermanı, Kının Savaşının son yıllarında hazırlanarak Paris Antlaşmasından önce ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti bu ferman ile yapılacak olan Paris Antlaşmasının Hıristiyanlarla ilgili bir madde konulmasını engellemek istemiştir. Ancak ıslahat ile ilgili hükümlerin antlaşmada yer alması devleti adeta bu ıslahatları uygulamaya mecbur bırakmıştır.

 

1856 ‘ da ilan edilen Islahat Fermanında;

 

1. Bütün din ve mezheplere inanç serbestliğinin tanınması

2. Resmi yazılarda Hıristiyanlar için hakaret sayılan tabirler kullanılmaması

3. Memurluklara, okullara, askeri hizmetlere Müslüman olmayanlarında kabulü

4. Hıristiyan, Yahudi, Ermeni ve Müslümanların aynı hukuki haklara sahip olması

5. Patrikhanenin ıslah edilmesi

6. Mahkemelerin açık olarak yapılması ve şahitlik konusunda eşi’.hk sağlanması

 

*I856 Islahat Fermanı Osmanlı Devleti sınırlarında yaşayan gayrimüslim halk arasında milliyetçilik duygularının yerleşmesinde dolayısıyla devleti dağılmasında önemli rol oynamıştır. Paris Antlaşması ve Islahat Fermanı ile Osmanlı toplumu ve ekonomisi hızla Avrupa ekonomisinin etki alanı içine girmiş ve az zamanda ona bağımlı hale gelmiştir.

 

*Tanzimat Fermam ile Islahat Fermanı arasında biri hazırlanışları diğeri içindeki hükümler bakımından farklar vardır. Tanzimat Fermanı Osmanlı Mısır Savaşı sonlarında açık bir yabancı baskısı olmaksızın, Islahat Fermanı ise Kırım Savaşı sırasında Avrupa Devletlerinin baskısı ile hazırlandı.

 

Tanzimat Fermanında genel olarak tebaanın haklarının güvenliği, vergi ve askerlik usulünde adaleti sağlamak esas alındığı halde Islahat Fermanının din ve ırk farkı gözetmeksizin aradaki eşitsizlik kaldırıldı ve Müslüman olmayanlarında memur olmaları sağlandı.

 

Tanzimat Fermanı genel hükümler taşıdığı için özellikle Müslümanlar için çıkartılmış olarak kabul edilebilirse de Islahat Fermanı Hıristiyanlar için yayınlanmış bir belge sayılabilir Islahat Fermanı Diğerlerindeki kapalı kalan hususları açığa çıkardığı ve daha pek çok meseleye temas ettiği için eleştirildi. Başta Tanzimat’ın hazırlayıcısı Mustafa Reşit Paşa buna karşı çıktı. Ayrıca Ulema ve Müslüman halkın tepkisine yol açan Islahat Fermam Müslüman olmayanlar tarafından da hoş karşılanmadı, kendilerinden istenilen askerlik görevini iş hayatları için büyük engel saydılar. O nedenle büyük bir kısmı bedelini ödeyerek muafiyeti tercih ettiler. Vatanı koruma yolunda ki vatandaşlık borcu yine İslam unsuruna kaldı.

 

Islahat Fermanı, Fransız İhtilalinin ortaya koyduğu bazı prensipler taşıyordu. Bunları, Osmanlı Devleri gibi çeşitli ırk, din ve mezhepleri bünyesinde toplayan bir imparatorlukta tatbik etmek kolay değildi.

 

Fermanı Müslüman olmayanlar tarafından da hoş karşılanmadı, kendilerinden istenilen askerlik görevini iş hayalları için büyük engel savdılar. O nedenle büyük bir kısmı bedelini ödeyerek muafiyeti tercih ettiler. Vatanı koruma yolunda ki vatandaşlık borcu yine İslam unsuruna kaldı.

 

MEŞRUTİYET YÖNETİMİNE GEÇİŞ 1.MEŞRUTİ YET ( 23 ARALIK 1876 )

 

Osmanlı Devletinin Meşrutiyete dayalı bir yönetim düzeni ile kurtulabileceği inancı Tanzimat’ın son yıllarında önem kazanmış bu fikrin savunuculuğunu Genç Osmanlılar Cemiyeti yapmıştır.

 

Genç Osmanlılar Tanzimat’ın idare hukuku ile ilgili tedbir ve kanunlarda pek de ileri gitmek istemeyen ihtiyatlı adımlarım cesaretle anayasa hukuku alanına geçirerek hükümdarın ve hukukun haklarım ve yetkilerini sınırlamak ve halkın haklarını ve hürriyetini genişletmek istiyorlardı.

 

*1. Meşrutiyetin Amacı: Osmanlı İmparatorluğu Mevcut sınırlan içerisinde varlığını koruyup devam ettirmesini sağlamak bunun için benimsenmiş prensiplerde din ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün tebaanın ortak bir vatan kavramı ile eşit siyasi haklar ve Osmanlı Hanedanlığının temsil ettiği devlet yönetimine parlamenter bir sistem çerçevesinde katılmasını gerçekleştirmekti.

 

*1. Meşrutiyet Mithat Paşa ve arkadaşlarının çabalan ve yeni padişah 2. Abdülhamid’ in önceden verdiği söze sağdık kalarak 23 Aralık 1876 da Kanun- i Esasi’ yi ilan ettirmesi ile yürürlüğe girmişti. Meşrutiyetin ilanı bu konuda Avrupa’dan gelen siyasi baskıların derecesi ne olursa olsun, uzun bir geçmişi bulunan ıslahatçı bir neslin eseri idi. İlan edilen Kanun-i Esasi Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından hazırlanmış, ancak Mithat Pasa anayasa metninin hazırlanması sırasında bütün çabalarına rağmen padişahın Kanun-i Esasiye dilediği kişiye yurt dışına sürgüne gönderme hakkını kendisine tanıyan bir madde (113) koydurmasını önleyememişti.

 

20 Mart 1877 tarihinde açılan Meclis-i Mebusan bir Ayan diğeri Mebusan olmak üzere iki meclisten meydana gelmekte idi. Ayan üyeleri padişahça atanmış, Mebuslar ise talk tarafından seçilmişti.

 

II. Sultan Abdülhamid, dört dilde konuşulma maddesi bulunan İsviçre Anayasasından tercüme edilen ilk Türk Anayasasına:” Resmi Dil Türkçe’dir.” ve “ Meclisi fes ile toplama yetkisi padişaha aittir.” Hükümlerini koyarak 23 Aralık 1876’ da ilk meşrutiydi ilan elti. Meclis seçimlerin yapılmasından sonra 19 Mart 1877 günü İstanbul’ a açıldı.

 

24 Nisan lS77’dc Ruslar harp ilan etmeden ansızın Anadolu ve Rumeli’den sınırlan geçerek Rumi 12”? Harbini başlatmıştır. Panislavizm propagandası ile Ruslar, Rumen, Bulgar, Sırp ve Karadağlı yardımcıları ile Rumeli’de kolayca ilerleyip 20 Ocak 1878’dc Edirne’yi de işgal ile İstanbul’a yürüyerek Ayestefanos (Yeşilköy) ulaşmışlardır. Bu sırada İstanbul Emeni Patriği, Ermeniler adına Rus Başkumandanına bir muhtıra vererek doğu illerinizde Rusya himayesinde bir “ Muhtar Ermenistan “ kurulmasını teklif ettiği gibi Rum Mebuslarda Tırhala’nın Yunanistan’a katılmasına çalışıyorlardı. Ayrıca; Osmanlı Devletinde Ermenice, Rumca ve Arapça’nı Resmi ve kanun dili olmasını da mecliste bu dille konuşanları Mebusları istiyordu. Bunun üzerine II. Sultan Abdülhamid, önceden büyük bir basiretle İsviçre Anayasası tercümesinden değiştirdiği bir maddedeki yetkisine dayanarak ve çok haklı olarak 13 Şubat 1878 günü Mebuslar Meclisini tatil etti. Bundan sonra 19082. Meşrutiyetine kadar devlet yıllıklarında 1876 anayasası ilan edildiği halde seçim yaptırmadı. Böylece İmparatorluğu mecliste parçalanmaktan kurtardı.

 

Sultan II. Abdülhamid (33yıl) 2. Meşrutiyetin ilan edildiği 23 Temmuz 1908’ e kadar ülkeyi şahsi iradesi ile yönetti.

 

Osmanlı Devletinde mutlakıyet yönetiminden meşrutiyet yönetimine geçiş siyasi açıdan büyük bir yenilik ve demokrasi tarihimizin de çok önemli bir aşamasıdır. Bütün hak ve yetkilerin padişahın elinde bulunmasına karşılık Türk İslam tarihinin ilk anayasası hazırlanıp yürürlüğe konmuş, ülke meseleleri kurulmuş olan ilk genel meclis de tartışılmıştı.

 

Meşrutiyet Yönetimi içte ve dışta çıkarlarım mutlakıyetin devamında gören bulun güçlerin düşmanlığı ile karşılaştı.Yeteneksiz oldukları halde iltimasla makam sahibi olmuş devlet erkanı, Şeyhülislamından en yüksek paşasından başlayarak bütün kademe ve rütbelerinde eleştiriye uğrayan ilmiye ve asker zümresinin çoğunluğu da Meşrutiyetin yönetiminden kopmuşlardır. Keyfi yönetim sayesinde büyük servet sahibi olmuş Büyük Galata Bankerleri ile Mültezimler sınıfı da meşrutiyetin düşmanı idi. Halkın büyük çoğunluğu ise kendilerini anayasa ile tanınan haklardan haberdar değildi. Yıllarca Osmanlı Devletine ıslahat için baskı yapan Avrupa Devletleri de bu yem durumdan memnun olmadılar. Meclis ıslahat girişini bizzat ele alınca yabana devletlere kapısını kapamışlardı. Gayrimüslim alınlığın hakimini bahane ederek yıllarca Osmanlı devleti iç işlerine karışan Avrupalılar Gayrı Müslimlerin fazlası ile temsil edildiği Mebusan Meclisi ile bu silahlanılın alındığını gördüler. Ayrıca bu devletler Osmanlı ile ilişkilerinde her zaman padişah ve sadrazam görmeye ve onlara yaptıkları sonucunda çıkar sağlamaya alıştıklarından meclisle muhatap olmaktan memnun olmadılar. Meşrutiyet’in yaşayabilmesi için bu amaç doğrultusunda teşkilatlanmış kuruluşlarla mümkün olabilirdi. Ancak bu rotada hiçbir siyasi parti bulunmadığı gibi Genç Osmanlılar Cemiyeti halkla bağlar kurabilmiş değildi. Aralarında görüş ayrılıklarının kurduğu bir cemiyetten ibaretti.

 

Önemi: I. Meşrutiyet devleti özellikle daha sonraki olaylara öncelik etmesi ve yeni fikirleri olgunlaştırması bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu devrin sonucu itibariyle mutlakıyetin kırılmasını mümkün kılarak memleketimize 1909 Anayasasını vermiş ve böylece milletin haklanın daha fazla genişleten ve onları esaslı bir teminata bağlayan yeni bir sistemin yaratılmasını mümkün kılmıştır. 

 

MEŞRUTİYET

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti kanuni esasının yeniden yürürlüğe konması ve Meclisi Mebusan’ın yılmasını sağlamak amacıyla.çalışan gizli bir dernektir.

 

Meşrutiyet, kuvvetler ayrılığı prensibinin hakim olduğu idare tarzı şeklinde ilk önce İngiltere’ de gelişti ve sonra diğer Avrupa ülkelerinde de tatbik edilmeye başlandı. Hükümdarın nüfusunun anayasa ile yönetildiği hükümet şekline de Meşrutiyet denilmektedir. Meşrutiyet Osmanlı Devleti’nde aynı zamanda bir devrenin de ismidir. 23 Aralık 1876’dan 13 Şubat 1878’e kadar Birinci Meşrutiyet, 23 Temmuz 190S’den 16 Mart 1920’ye kadar olan devreye de ikinci Meşrutiyet denilmektedir.

 

Birinci Meşrutiyet’in Osmanlı parlamentosunda ana dili Türkçe olan milletvekili sayısı % 50’yi    buluyordu.Rum, Bulgar, Romen, Ermeni, Yahudi, Sırp gibi gayrimüslim milletvekilleri olduğu gibi, Müslüman fakat Türk olmayan milletvekilleri de vardı. Bunlardan Rum, Ermeni, Patriki Narses, Rus arma başvurarak Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulması için yardım Yapılmasını isteyebiliyordu.Türk milletvekilleri de müspet bir icraat ortaya koyamıyorlardı. Bunu üzerine ikinci Abdülhamid Han, 13 Şubat 1878’de Meclis-ı Mebusan’ ı süresiz olarak tatil etti. Böylece birinci Meşrutiyet l yıl l ay 21 gün sürmüştü. Fakat Doksan üç Anayasası kaldırılmamıştı, milletvekillerinin görevleri sona ermesine rağmen, ayan üyelerinin (senatörlerin) görevine sona erilmedi. Ayan üyeleri, hayatları boyunca ‘ayan üyesi’ unvanını taşıdılar. Bunlardan üç kişi, 1908’e tadar hayatta kalabilmiş ve 1908 ikinci Meşrutiyet parlamentosuna dahil edilmiştir.

 

Meşrutiyet’in ikinci defa ilan edilip süresiz tatile giren Meclis-i Mebusan’ın yeniden toplanması ilk faaliyet îttihad-ı Osmaniye ismiyle birkaç kişi arasında kurulan bir cemiyet tarafından başlatıldı. Bu cemiyet daha sonra İttihat ve Terakki ismini aldı. 18S5’de ismini duyuran cemiyetin fikirleri; Mülkiye, Harbiye ve Tıbbiye talebeleri arasında yayılmaya başladı. Hükümete ve padişaha muhalif olan bu hareket, haber alınarak dağıtıldı. Sıkı şekilde takip edilmeye başlanınca cemiyet üyelerinin büyük bir kısmı yurtdışına kaçtı. Paris, Napoli, Cenevre ve Londra’da çıkardıktan gazele ve dergilerde hükümet aleyhine, Meşrutiyet’in ilam lehine yazılar.yazıp, bunları yurda gizlice sokmaya başladılar. Fransız İhtilalinin yüzüncü yıldönümü kutlama merasimleri dolayısıyla Paris’e giden Ahmet Rıza da orada kalarak Jön Türk hareketinin liderliğini ele aldı. Çıkardığı Meşveret gazetesinde ve saraya yazdığı layihalarda o da Meşrutiyet, hürriyet kavramını işlemeye başladı.

 

Ancak Jön Türklerin yurtdışı yayınları tenkit ve temennilerden ibaret olarak kaldı. Osmanlı Devleti’nin sosyal ve ekonomik temellerine dair araştırma ve yayın faaliyetinde bulunamadılar. Jön Türkler yurda döndüklerinde hiçbirisi tecrübe ve tetkik sahibi olmak hüviyetini taşımıyorlardı.Ülkenin ve çağın sosyal siyasi şartlarından habersiz, gerekli fikir olgunluğundan mahrumdular.

İttihat ve Terakki Cemiyeti ilk kongresini 1902’de Paris’te yaptı. Kongreye İttihat ve Terakki üyeleri. Prens Sabahaddin ve tarafları, Sırp, Bulgar ve Ermeni Komiteci reisleri katıldılar. Oy çokluğu ile alınan kararların en önemlileri Meşrutiyet’in ilanı için işbirliği yapmak ve Osmanlı_ Devleti’nde milliyetlere göre mahalli muhtariyelerin kurulmasını sağlamak gibi hususlar teşkil ediyordu.Ahmet Rıza ile Prens Sabahaddin arasında kongrede ortaya çıkan anlaşmazlık her ikisinin bir araya geldiği ilk ve son kongre olmasına sebep oldu. Ahmet Rıza meşrutiyetin ilanı için yabancı devletlerin müdahalesi fikrini reddederken Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyetçi fikirleri ile meşhur prens Sabahaddin, bunu savunuyordu. Yine bu kongrede hatırat yazılmaması, bu işin teşekkül ettirecek bir hey’et tarafından yapılacağı karara bağlanmış ancak, bu hey’et teşekkül ettirilmemiştir. Cemiyetin gizliliği hedef edinmesi ve heyetin de teşekkül ettirilmemesi sebebiyle 1908 öncesine ait İttihat Terakki hakkındaki belgelerin sayısı çok azdır.

Almanya, 1898’den itibaren Meşrutiyet idaresi için İttihat ve Terakki hareketine gizlice yardım etmeye başladı. İttihatçılar kendi aralarında İngiliz ve Alman yanlısı diye ikiye ayrılmaya başladılarsa da bu ihtilaf meşrutiyete kadar pek önemli bir mesele olmadı. Sultan İkinci Abdülhamid Han sarayda bir heyet teşekkül ettirerek, Türkler’ in hakimiyetinde olan bir meclis yapısına müsait yeni bir anayasa hazırlattırıp tatbik ettirmeyi düşünüyordu. Ancak buna fırsat kalmadan dağa çıkan üçüncü ordu subaylarından, Enver ve Niyazi Bey’lerin başlattığı hareket sonucunda Ferizovik, Selanik ve Manastır’da 20 Temmuz 1908’dc meşrutiyet ilan edildi. Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han 23 Temmuz 1908’de Kanun-u Esasi’yi tekrar yürürlüğe koymak zorunda kaldı. Rumeli’de büyük gösteriler ile ilan edilen Meşrutiyet, İstanbul gazetelerinde ehemmiyetsiz bir haber olarak yer aldı. Saraydan vilayetlere gönderilen bir emirname ile Kanun-u Esasi’nin yürürlüğe girdiği belirterek Birinci Meşrutiyet kabul ettiği seçim kanunu mucibince seçimlerin yapılarak mebusların İstanbul’a gelmesi istendi.

 

İkinci Meşrutiyet, kan dökmekten hoşlanmayan Sultan İkinci Amdülhamid Han’ın ve Selanik’teki üçüncü ordu’nun tehditlerinin eseri oldu. Fikir ve doktrin hareketi değildi.Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartlara göre meşrutiyet geldikten sonra ne yapılacağını kimse bilmiyordu ve tespit etmek gereği de duyulmamıştı.İttihat ve Terakki hareketinin ise kendine ait bir lideri, programı ve fikri yoktu. Meşrutiyetten önceki gizliliğini sonra da devam ettirdiği için ortaya çıkan otorite boşluğu anarşi ve cinayetlere yol açtı. İttihatçılar yeni kurulan hükümette vazife almayıp, vaziyeti kontrol altında tutmaya çalıştılar. Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın dönemine büyük bir tepki olarak eski rejimin adamları üç sene içinde tasfiye edildiler. Sultan İkinci Abdülhamid Han muhaliflerini maaşla merkezden uzaklaştırırken, İttihatçılar suikast tertip ederek öldürmeye başladılar.

 

İkinci Meşrutiyet’ten bir şeyler bekleyenler, beklediklerini bulamadılar. İlan edilen umumi af ile yurda dönen Jön Türkler, ve silahlarını bırakarak inen kamiUıcıUırm da katıldığı sun’I kardeşlik havası fazla uzun sürmedi. 17 Aralık 1908’de toplanan Meclis-i Mebusan’ daki azınlık mebusları ekseriyette olup, Meclis Birinci Meşrutiyet meclisi gibi azınlıkların mücadele sahası haline geldi. Balkanlar’da Osmanlı Devleti’ne başkaldıran altı Bulgar çete reisi, Sandaksy de dahil olmak üzere mebus seçildiler. Sason isyanı tertipçilerinden Ermeni Komitesi reisi Hamporsaın Boyacıyan ve Damadynn, Kozan mebusu oldular. Balkan Harbi’nde dünya askerlik tarihinin son kale müdafilerinden Hasan Rıza Paşa’yı İşkodra Muharebesi’nde arkadan vuran ve Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın hallini bildirmeye memur dört kişiden biri olan, Arnavut Dranç Mebusu Esat Toptani ise meclisin ateşli hatipleri arasındaydı. İkiyüzaltmısaltı mebustan sadece yüzotuzyedisi Türk idi.

 

31 Mart Yak’asından sonra Kanun-u Esasi’de çok büyük değişiklikler yapılarak padişahın yaşama ve yürütme yetkileri önemli ölçüde sınırlandırıldı. Veto yetkisi kaldırılarak, nazırlar parlamentoya karşı mes’ul duruma getirildi.Bundan sonra padişahlık makamı hilafet ve saltanatın kaldırılışına kadar sembolik yetkileri olan bir mevki haline geldi. Sultan Beşinci Mehmet Reşat, Meşrutiyet rejimi için tahta geçip bu dönemde ayrılan tek padişah oldu.

 

II. MEŞRUTİYET (23 Temmuz 1908)

 

23 Temmuz 1908’ de Genç Türkler (Jön Türkler) ihtilali ile Abdülhamid anayasanın tekrar yürürlüğe girmesini kabul görülür. Meşrutiyetin 2. Kez ilanının üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden 1909 Nisanın da ( eski tarihle 31 Martta müthiş bir irtica olayı olmuş. Makedonya ve Selanik”’ de hazırlanan hareket ordusu ile isyan bastırılmış ve Abdülhamid olaylarda yetersiz kaldığı gerekçesi ile tahttan indirilerek yerine 5. Melunut Reşat geçirilmiştir.)

 

Meşrutiyetin 2. Kez ilanında ittihat ve terakkinin genç ve tecrübesiz yöneticileri muhaliflerinin sesi yükseldikçe Abdülhamid’e rahmet okutacak bir baskıyı ülkede uygulamışlar, iç politikadaki başarısızlıklarını kapatmak telaşı ile de dış politikaya yönelmişlerdir. Abdülhamid’ in kasıtlı olarak 33 yıl anlaşmazlık içinde tuttuğu Balkan uluslarının sorunlarının çözümüne hakemlik yapan ittihatçılar kısa bir süre sonra Balkan ittifakım karşılarında bulmuşlardır.

 

Osmanlı’nın bu karışık iç politikası Balkan uluslarından Bosna Hersek’ in, Girit Adsının ve Bulgar Beyliğinin Osmanlıdan ayrılması ile sonuçlanmış ve toprak kayıpları artarak devam etmiştir.

 

1908 Meşrutiyet İnkılabı tam demokratik ve laik anayasa getirememiş, önemsiz değişikliklerle eski yapıyı devam ettirmiştir. Dıştan gelen felaket ve sıkıntılar ve ayrıca milli bünyede partiler arası mücadelenin soysuzlaşmış olması. 1908 İnkılabını amacına bile ulaştıramamıştır. Osmanlı İmparatorluluğunun 1911- 1912 Trablusgarp, 1912- 1913 Balkan Harpleri başına büyük sıkıntı ve belalar açılmış 1914-19181. Dünya Savaşı ile de sona erişi de tamamlanmıştır.

 

DÜŞÜNCE AKIMLARI

 

19. yy. da daha düzenli ve programlı bir şekilde yapılmaya çalışılan ıslahat hareketleri imparatorlu iç bünye rahatsızlıkları ve dış baskılar sebebi ile başarıya ulaşamamıştır. Toplum hayatı düzene girmemiş hasu adam iyileşmemiş eski ve yeni mücadelesi bütün şiddeti ile devam etmiştir. Ancak 19. Yy. nin 2. Yansından sonra devleti batmaktan kurtarmak amacını güden bir takım fikir atanılan belirmeye başlamış ve bu akımlar 2. Meşrutiyet inkılabında daha belirli olarak ortaya çıkmışlardır.

 

Devletin birlik ve bütünlüğünün (eminine çalışan bu teorik görüşler fikir atanılan küçük çaplı birer devlet doktirini olarak da alınabilir. Osmanlıcılık, İslamcılık Türkçülük ve Batıcılık seklinde ortaya çıkan bu akımlar l. ve 2. Meşrutiyet Devresinde devlet hayatına hakim olmuşlar, tesirlerini göstermişlerdir.

OSMANLICILIK

 

Milliyet atanımın Osmanlı İmparatorluğunun üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı ortaya atılmış bir fikir akımıdır. İlk defa II. Mahmul Döneminde doğdu. II. Malunut’un “ Ben tebaamdaki din farkını ancak camii, havra ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim.” sözleri bu siyasetin bir gereği idi. Avrupa emperyalizminin reaya sorunun ardına gizlenmesi Tanzimat Döneminde Osmanlıcılığı ön plana çıkardı. Müslüman Hıristiyan ikiliğini aşan bir birlik fikri olarak gelişti. 1865 yılında İstanbul da Genç Osmanlılar Cemiyetinin kurulması ile siyasi ve hukuki bir sistem haline gelmeye başladı. Programlan Ümmet adı verilen Osmanlı tebaasına eşit haklar sağlanması bu hakların kanun teminatı altına alınması, meşrutiyet idaresinin kurulması ve vatan severlik hissi ile fertlerin birbirine bağlanmasından ibarettir. Usule gelince şiddetli vasıtalara başvurulmayarak propaganda ve ikna usulü ile maksadın gerçekleştirilmesi idi.

 

Program maddelerinde geçen ümmet kelimesine Genç Osmanlıların vermiş oldukları mana ne yalnız dini ve milli ve de yalnız kavmidir. Onlara göre bu kelime din yönünden İslam, Hıristiyan, Yahudi dinlerine ve Dürziler gibi müstakil mezheplere sahip insanlara kavmiyet yönünden de Türk, Arap, Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez, Toska, Pomak, Boşnak, Ermeni, Bulgar, Rum, Yahudi ve dalıa başka şubelere bağlı toplulukları anlatmaktadır.

 

Genç Osmanlıların bu programlan çok tenkit edilmiştir. Muhtelif dinlere ve muhtelif ırklara mensup toplulukları eşil siyasi haklara sahip olarak müşterek bir vatan mefhumu etrafında meşruti bir idare allında yaşatmanın imkansızlığı ileri sürülmüştür. Bu düşüncede hakikat payı ne olursa olsun Genç Osmanlılar devirlerinde yürütülmesi mümkün olan tek programı bulmuşlar ve meydana koymuşlardır. Fikre dayanan siyasi tenkit devri onların eseridir. Her şeyi din yönünden izah etmeye çalışmış olan Osmanlı Cemiyetinde akıl ve mantık ile bir izah yolunun mevcut olabileceğine ekip halinde ilk defa göstermeye çalışmışlardır.

 

Programlarını tatbik etmeye muvaffak olamadılar ise de Hürriyet ve Meşrutiyet fikirlerini küçük ve büyük memurlarla subaylar arasında geniş ölçüde yaydılar ve gelecekte inkılapların ilk tohumlarını attılar. Bundan başka dini idealden başka değer tanımayan talka bir vatanseverlik ideali getirdiler. Her yaptıklarını keramet sanan padişah ve Babıali adamlarına siyasi bir kontrolün mevcut olduğunu anlattılar.

 

Meşrutiyete davalı Osmanlıcılık fikrini zayıflatan ilk darbe 1877 - 1878 Osmanlı Rus Savaşı ve bu savaşın sonuçlan oldu. Bu savaş sırasında Balkanlarda Osmanlı egemenliğinde yaşayan Hıristiyanların Müslümanları öldürmeleri. Balkanlarda ve Doğu Anadolu da ilerleyen Rusların Hıristiyanlığın koruyucu pozunu takınmaları ve Rumları, Ermenileri kışkırtmaları imparatorluğun Müslüman talkında Hıristiyanlara karşı sert bir tepki doğurması; II. Abdülhamid’in Meşrutiyet Yönetimine son vermesinde bu durumunda etkisi olmuştur. Balkan Savaşı Osmanlıcılık idealine ilk kesin darbeyi vuran korkunç bir sınav oldu. Son 200 yılda Türklük aleyhine gelişen yerli fakat Türk olmayan unsurların yabancı güçlerle açıkça el ele vermeleri anlamına gelen Balkan Savaşı Türklüğün gözünü açan Osmanlılık idealinin çürüklüğünü gösteren bir deprem görevi yaptı. Milliyet duygusunun geliştiği ve milliyetçilik akımının çok etkili olduğu bir çağda bu akımı yok sayan bir siyasi akımın başarılı olması beklenemezdi.

 

Osmanlıcılık, siyasi bir hareket veya program olarak başarıya ulaşamamıştır. Tanzimat döneminde cazip bir fikir hareketi iken II. Abdülhamid Devrinde yaşanan acı olaylar sonucu etkisini kaybederek ilk sırayı İslamcılık ve Türkçülük akımlarına terk etmiştir. Bununla birlikle varlığını devletin yıkılışına dek korumuştur. Sonuç olarak Osmanlıcılık devlet adamları için nasıl olursa olsun Osmanlı Devletinin bütünlüğünü korumak ve onu yaşatmaktır. Türk aydınlan içerisinde ise; hem devleti yaşatmak hem de devlet içinde Türk unsurunun önemini ve işgal ettiği ilk sırayı muhafaza etmektir; Gayrimüslimler ve Müslüman olan etnik unsurlar (Araplar, Arnavutlar) için bağımsızlığa götüren yoldur. Türkçüler İslamcılar için kozmopolitiktir. Avrupalı emperyalist devletler için ise kapitülasyon, imtiyaz, sömürü ve Hıristiyan unsurların muhtariyetini veya istiklalini ifade ediyordu.

 

İSLAMCILIK

 

Osmanlılık ülküsünün başarıya ulaşamaması Osmanlılar grubu içinde bir kısım kişilerin devletin siyasi bütünlüğünü başka bir yoldan koruma ve kurtarma imkanı aramaya itmiştir. Bu da Müslümanlara ve İslam dinine önem verme ve bütün Müslümanlar arasında birliği gerçekleştirme şeklinde ortaya çıkacaktır.

 

19. yy. un ikinci yansında İslam dünyasının karşılaştığı tehlikelerden kurtarmak amacı ile Müslümanların halife etrafında toplanarak batı dünyası karşısında kurdukları birlik dünya Müslümanların) himaye ve liderlik için Osmanlı padişahına döndürdü.

 

Hindistan’da İngiltere baskısı Müslümanları lidersiz bıraktı, öte yandan Ruslar 1868’ de Orta Asya’da, Semerkant’ ı aldılar, yine İngilizler, Mısır. Fransa Tunus’u işgal ettiler. Alınanlarda Darüsselam (Bağdat’ın eski adı) himayelerine aldılar. Bütün bunlar İslam dünyasını sarstı ve Avrupa’ya en yatan Müslüman bir devlet olan ve Batılılaşma yolunda ileride bulunan Osmanlı Devleti bu yolda İslamcılığında tabii lideri idi. Rus Emperyalizmi altındaki Orta Asya Türk Hanları yardım için Osmanlı Devletine başvurdular. 93 Harbi yüzünden bu cabalar bir sonuç vermediyse de İslam Birliği ideali unutulmadı. II. Abdülhamid İslamcılık siyasetini geliştirip teşkilatlandırmış gerek içle gerek dışta bir devlet politikası haline getirmiştir. Padişahın bu politikasında Berlin kaprisi ile Avrupa Türkiye’sinin kaybedilmesi karşısında Asya Türkiye’sini kaybetmemek düşüncesinin de etkisi olmuştur.

 

H. Abdülhamid İslamcılık politikası ile bir taraftan imparatorluğun bütünlüğünü korumaya çalışırken diğer taraftan da Hilafet etrafında Dünya İslam Birliğini kurmaya çalışmıştı. Padişahın bu politikası sömürgelerinde geniş Müslüman topluluklarında yaşadığı devletlerce endişe ile karşılanmış özellikle İngiltere İslamcılık politikasına karşı çıkmıştır.

 

Hint deniz yolunun güvenliğine büyük önem veren ve ayrıca gözlerini Arapların yaşadığı bölgedeki topraklara diken İngiltere Arapları elde etmeye ve onları Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmaya dönük bir politika izlemiştir.

 

Abdülhamid’ in İslam birliği siyaseti bir süre başarılı oldu. Cezayir, Mısır, Hindistan hatta Japonya da faaliyete geçen özel ajanları Müslüman kamu oyunu tahrik ederek Osmanlı padişahına yeni destekler sağladılar. 1897 Türk - Yunan Savaşının bütün İslam dünyasını uyandırıp yaygın ilgi bu faaliyetin bir sonucudur.

 

Sınırlan içinde Müslüman unsur bulunmayan buna karşılık İngiltere ile rekabet içinde olan Almanya Sultanın İslam politikasını destekledi. Böylece hem kendisine müttefik kazandı hem de sanayi olmayan bir ülkenin ekonomisine egemen oldu. Osmanlı ordusuna silah sağlamak ve Bağdat demiryolu imtiyazına kavuşmak bu egemenliğin ilk belirtileridir.

 

Vatandaşlar arasında din ayrımı yapılması bakımından, devleti beşeri unsuruna ve dolayısıyla ülkenin hakimiyet unsuru aleyhinde olayların meydana gelmesine sebebiyet vermesi bakımından bu görüş devlet birliği için tehlikeli olmuştur.

 

Dünya Savaşında cereyan eden olaylar İslamcılık akımına bağlanan ümitleri zayıflattı. Halifenin cihat ilanına rağmen İngiliz altınlarım tercih eden Arapların ihaneti bu fikrin iflasının göstergesi oldu. Ancak burada Milliyetçilik hareketinin Araplar arasında yayılması İngilizlerin yayılmacı siyaseti etkili oldu. Milliyet duygusunun aynı dine mensup olma duygusuna üstün gelmesi diğer taraftan İslam dünyasının önemli bir bölümünün sömürge durumun da olması İslamcılık siyasetinin zayıflamasında önemli bir rol oynadı.

 

TÜRKÇÜLÜK

 

Türkçülük hareketini meydana getiren etkenler:

 

1. Milliyet fikrinin Hıristiyan tebaası arasında yayılması

2. Muhtar ve müstakil devletlerin kurulması

3. Müslüman halkın mesken eyaletlerinin imparatorluktan ayrılma eğilimleri

4. Anadolu’ya ve Rumeli’ye imparatorluğun diğer bölgelerinden Türklerin göç etmesi

5. Devlet adamlarının zihniyetindeki değişiklik

6. Avrupa’nın Türkler üzerindeki baskısı

7. Türk Gençliğinin Avrupa’ya ile teması

 

Türkçülük hareketi için II. Mahmul devrinde elverişli bir zemin hazırlanmış ve bu hareket Abdulaziz devrinde başlayarak gelişme göstermiştir. Milli bir coğrafya, milli bir din ve tarih için araştırmalar bu hareketin ilmi ve hissi tarafını teşkil etmekledir. Türk kelimesinin itibar kazanması ve Türklük ile iftihar etmesi bu hareketin şuur cephesini teşkil eder. Devlet adamlarının Türk unsuruna imparatorluğun esas unsuru olarak kabul etmeleri ve onu himaye etmek ihtiyacını durmaları da Türkçülük hareketinin siyasi cephesidir.

 

Türkçülüğün doğusunda, gelişmesinde batılı fikirlerle tanışma ve yakınlaşmanın önemli etkileri oldu. Bazı Avrupa bilim adamları Türk tarihi dili ve kültürü ile ilgili o güne kadar bilinmeyen pek çok gerçeği ortaya koymuşlarıdır. Türkçülüğü yüceltici mahiyette olan bu sonuçlar bir tarafla Türk olmanın gururunu tattırırken diğer taraftan da bu alanda yol gösterici olmuştur. Batı emperyalizminin hizmetinde bazı sözde bili adanılan da Avrupa’nın istilacı siyasetine kılıf hazırlamak için Türklük hakkında asılsız ve aşağılayıcı iddialar onaya atmışlardı. İşte bu iddiaların cevaplanması ihtiyacı da Türkçülük çalışmalarını desteklemiştir. Türkçülük akımı II. Meşrutiyet Döneminde daha da önem kazanmış özellikle Osmanlıcılığın siyasi bir akım olarak başarılı olamaması bunda etkili olmuştur.

 

Bir taraftan Balkan Harbinin ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar diğer taraftan da Osmanlıcılık idealinin çeşitli unsurları birleştirme görüşünün bozguna uğraması Türkçülük akımının memlekette rağbet ve önem kazanmasına sebep olmuştur. Bu akım Balkan hezimetinden sonra daha fazla gelişme imkanı bulan milli duygularla oluşmuş ve önem kazanmıştır. Osmanlı Devleti kendisini yıkan unsurlardan birini milliyet ve millet mefhumlarına dayanarak ondan faydalanmak sureliyle yıkılmaktan kurtulmak istemiştir. Osmanlı Devletinin çöküşünü önleyecek tek tedbir Türklük mefhumunu geliştirmek bir Türk milleti bir vücuda getirmektir.

 

Balkan Harbinin acı ve felaketli neticeleri Türk unsurunu uykudan uyandırmış kendilerini tehdit eden tehlikelerin büyüklüğünü göstermiş ve böylece bu tehlike Türklerin birbirine daha sıkı bir şekilde bağlanmasını gerektirmiştir.

 

Sonuç olarak Osmanlı Devletinin Türkçülük politikası da imparatorluğun dağılmasında etkili olan millet ve milliyet kavramına dayanarak varlığını korumaya çalışmıştı. Türkçülük her ne kadar imparatorluğun dağılmasını önleyememesi de aynı yapı içindeki Türk unsurunun ortaya çıkışını sağlamış Türk milliyetçiliğine ulaşmada bir hareket noktası oluşturmuştur.

 

BATICILIK

 

15 .yy. dan itibaren Osmanlılar ve daha sonra Cumhuriyet Türkiye’sinde devleti ve toplumu batı usullerine ve yasama tarzına göre yeni bir düzene koyma eylemi ve bu amaçla bir takım kuruluşlarda yapılan düzeltme yenileştirme hareketidir.

 

Osmanlıları batılılaşmaya teşvik eden unsur bilhassa Avrupa’nın 17. Yy. dan itibaren Osmanlı üzerine devamlı surette artmaya başlayan siyasi, askeri ve iktisadi baskılan olmuştur.

 

Meşrutiyete kadar süre gelen batılılaşma hareketlerinin önderleri ve padişahlar veya onların destekledikleri sadrazamlardır. I. Meşrutiyetten sonra batılılaşmanın fikir yönünden önderliği hükümet dışında ve hükümete rağmen Genç Türklerin eline geçmiştir. Bu görüş devletin ancak batılılaşmak sureti ile kurtulabileceğini ve bunun içinde çeşitli kurumlarda önemli inkılâpların yapılması gerektiğini ileri sürmektedir.

 

Meşruti idare devletin yalnız siyasi bünyesinde bir değişiklik meydana getirdi. Ancak buna paralel olarak sosyal, hukuki, ekonomik, kültürel alanda bir değişiklik yapmadı. O nedenle batıcılık akımının taraftarları meşrutiyetin yeniden kurulmasına rağmen Osmanlının batmaktan kurtulamamasının sebeplerini meşrutiyetin sınırlı ve eksik oluşunda aramakladır.

 

Biz de batılılaşmak devlet düzeninde gerektikçe ıslahat yapmak şeklinde uygulanmış çoğu zaman esastan uzak biçimsel ve taklitçi bir batıcılık anlayışı izlenmiş yarım adamların yarım adamları olmaktan öteye gidememiştir.

       

Batıcılığın doğru olarak anlaşılması Türk inkılabı ile gerçekleşmiş, bunun bir taklitçilik olmaması başta zihniyet değişikliliği olmak üzere geniş kapsamlı bir değişim ve gelişme olarak değerlendirilmesi yolunda çalışılmıştır.

 

Osmanlı Devletinin yeniden canlanması ve dirilmesi için ileri sürülen bu öneri onu yıkılmaktan kurtarmaya yetmedi. Ancak burada edinilen tecrübe Türk inkılabının temel prensiplerinin hazırlık çalışmalarında etkili oldu. Mazinin hatalı davranışlarından ders alınarak yeni kurulan devletin siyasi ve hukuki bünyesinde yeni anayasanın esasını teşkil eden hükümler üzerinde de etkili olmuştur.

 

TÜRK İNKILABINI ISLAHAT HAREKETLERİNDEN AYIRAN ÖZELLİKLER

 

1. Türk inkılabı geniş kapsamlı bir değişimdir. Sadece devletin ve kurumların değil fert ve toplumun gelişmesini de esas almıştır.

2. Islahatların mütereddit yaklaşımlarına karşılık Türk inkılabı kararlılık gösterir.

3. Islahatlar zaman zaman dış baskılarla karşılaştığı halde Türk inkılabında herhangi bir baskı yoktur.

4. Islahatlar yüzeysel ve biçimseldir inkılâplar ise; çağdaş ve ileri bir toplum olmak için yapıldı.

5. Türk inkılabı kökten değişmeyi hedef alır. Radikaldir.

6. Önce inkılapları engelleyen ve ters düşen kurumlar ortadan kaldırılmış ve daha sonra diğer düzenlemelere geçilmiştir. Böylece ıslahatlarda yaşanan dualizmden kaçınılmıştır.

7. İnkılaplar bağımsızlık y*»w«i üzerine kurulmuştur.


 

TRABLUSGARP   SAVAŞI (1911)

 

Trablusgarp Turgut Paşa tarafından Saint Jean şövalyelerinden alınmıştı.Bölge halkı Osmanlı Devleti’ne oldukça bağlıydı herhangi bir isyan olayına rastlanmamıştır. Nedeni;

 

a) İtalyanların sömürge arayışları,

b)Osmanlı Devletinin güçsüzlüğünden alınan cesaret,

 

İtalyanlar sömürge faaliyetlerine başlarken kendilerine yakın ve Afrika’nın kapısı konumundaki bu bölgeyi ele geçirmek isterler. Bölge İtalya’ya 430 km. İstanbul’a 1620 km. uzaklıkladır.

 

Bölgedeki askerlerin büyük bir kısmı Hakkı Paşa tarafından yapılan isyanını bastırmaya sevk edilmiştir.böyle önemli bir merkezin bu dönemde askersiz bırakılması Osmanlı hariciyesinin acizliğini gösterir.

 

23 eylül 1911 ‘de İtalya Osmanlı Devletine Libya topraklarım istediğini belirten bir nota gönderir.29 Eylülde de harp ilan eder.

 

3 hafta içinde İtalya sahil şeridine hakim olur ancak buradan içeriye ilerlemeleri mümkün olmaz, denizden buraya ulaşması mümkün olmayan Osmanlı Devleti Mısır’ın işgal altında olması nedeniyle karadan da asker gönderemez ancak Enver Paşa, Fevzi Paşa ve Mustafa Kemal Trablusgarp’a gelerek yerli halkı olan Senflsileri teşkilatlandırırlar ve şiddetli bir çete harbi başlarlar, Deme ve Tabruk’da etkili olurlar.

 

Libya’yı ele geçiremeyen İtalyanlar Osmanlı Devletini bârışa zorlamak için Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışırlar fakat başarılı olamazlar.bunun üzerine dönüşte Rodos ve 12 adayı işgal ederler. (24 Nisan-20 Mayıs)

Balkanlarda sarasın başlaması buradaki askerlerin geri çağrılmasını gerektirir.

Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kalır,anlaşma İsviçre’nin Uşi kentinde imzalanır.

 

UŞİ BARIŞ ANTLAŞMASI (15 EKİM 1912)

 

1)Trablusgarp ve Bin gazi İtalyanlara bırakıldı,

2)Rodos ve 12 adayı İtalyanlar boşaltacaklardı,

Ancak çıkan Balkan Savaşları nedeniyle savaş sonuçlanana kadar bu adaların (savunma güçlüğü nedeniyle) İtalya’ya bırakılması kararlaştırıldı.

 

Arka arkaya çıkan savaşlar Osmanlı Devletinin adalar ile ilgilenmesini engelledi ve adalar İtalya’da kaldı.

II.Dünya Savaşı sonunda adalar İtalyanlar tarafından savaş tazminatı olarak Yunanistan’a bırakıldı.

 

BALKAN SAVAŞLARI

 

1) l.Balkan Savaşı;

 

Balkan Savaşı.dört Balkan Devletinin oluşturduğu ittifak ile Osmanlı Devleti arasında oldu.8 Ekim 1912’de Karadağ’ım ,17 Ekimde Bulgaristan ve Sırbistan’ın ve bir gün sonra da Yunanistan’ın Osmanlı Devletine savaş ilan etmeleriyle başladı.

 

Savaşça Nedeni; Balkan Devletlerinin dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri yandığından ve İtalya ile savaş imlinde olmasından yararlanarak Balkanlardaki Osmanlı topraklarını ele geçirmek istemeleriydi.

 

Bu araçla Rusya’nın balkan uluslarım birleştirerek Osmanlının Balkanlardaki topraklarım Slav devletleri arasında paylaştırarak Pangermenizmin yoluna kesmek ve boğazlara yerleşmek hedefi de bu savaşa önemli etkendir.

 

Savaş başladığında bu savaştan Osmanlı’nın galip çıkacağı düşüncesi içinde olan Rusya ve Avrupa devletleri savaş somundaki sınır değişikliklerini tanımayacaklarını ifade etmişlerdir.

 

Osmanlı Devleti hızla aleyhine gelişen durum karşısında barış istemek zorunda kaldı. Bulgarların Çatalca’yı ele geçirmelerinden sonra yapılan görüşmelerde 3 Aralık 1912 de ateşkes imzalandı.Yunanistan ve Karadağ ile savaş devam ettiğinden ateşkes Bulgaristan ile yapıldı. barış görüşmeleri Londra’da toplanacak bir konferansta yapılacaktı.

 

Osmanlı Devletinin Balkan devletleri ile mücadelesinden faydalanan Arnavutluk (28 kasını 1912) bağımsızlığını ilan ederek imparatorluktan ayrıldı.

 

30 Ocak 1913’de Osmanlı devletine ateşkesin bittiğini bildiren Bulgaristan ani bir taarruzla Edirne’yi ele geçirdi. (26 Mart 1913)

 

Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasındaki savaş 30 Mayıs 1913’dc Londra Barış Antlaşması ile sona erdi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devletinin batı sının Midye-enez hatlı olarak belirlendi.Osmanlı Devleti Arnavutluk ve Ege adalarının geleceğini büyük devletlere bıraktı.Yunanistan;Selanik, Güney Makedonya ve Girit’e Macaristan ;Kavala,Dedeağaç ve bütün Trakya’ya .Sırbistan ise Orta ve Kuzey Makedonya’ya sahip oldu.

 

2) II.Balkan Savaşı;

 

Londra Antlaşması’yla varılan siyasi sonuç Balkan devletlerinden lüçbirini memnun etmedi.Bulgaristan’ın önceden planlanandan daha fazla toprak alması müttefiklerinin paylaşma planının tekrar gözden geçirilmesi yolunda baskılarına neden oldu,buna razı olmayan Bulgaristan’a karşı diğer Balkan ulustan Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ aralarında anlaşarak Bulgaristan’a savaş açtılar.Bulgaristan’dan Dobruca’yı isteyen Romanya’mda bu durumdan faydalanarak II.Balkan Savaşı’na katıldı.

 

Her taraftan saldırıya uğrayan Bulgaristan’ın Osmanlı sınırından askerlerini çekmesini fırsat bilen Osmanlı Devleti NBdyc-Encz lıattıru geçerek Edirne’yi geri aldı. Ancak Rusya’nın baskısı ile Batı Trakya’yı Bıılgarisam’a bıraktıBuIgaristan’daki Türklerin Bulgarlarla eşit haklara sahip olmasını isteyenlerin dört yıl içinde Osmanlı topraklarına göç edebilmesi kararlaştırıldı.

 

Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım I913’tc Atina Antlaşması imzalandı.Antlaşmayla Osmanlı Devleti Girit’in Yunanistan’a ait olduğunu resmen kabul clmi5,ayrıca Balkan Savaşı’ndaki kazançlarını tanımı Osmanlı Devleti Londra Antlaşması’yla Ege adalarının geleceğini büyük devletlerin kararma bırakmakla beraber ba adaların Yunanistan’a bırakılmasından endişe ettiğinden 22-23 Aralık 1913’tc büyük devletlere Midilli re Sakız gibi Anadolu kıyılarına yakın adaları Yunanistan’a bırakmayacağını,onları geri almak için elinden geleni yapacağını bildirmişti.Ancak başta Fransa olmak üzere Avrupa Devletlerinin gösterdiği sert tepki karşısında Osmanlı Hükümeti geri adım atmak zorunda kalmıştır.Büyük devletler bu konudaki kararlarını 14 Şubat 19I4'te bir notayla Osmanlı Devleti’ne bildirmişlerdi.Bu kararla Meis hariç oniki ada İtalya’ya,Bozcaada ve Gökçeada hariç bütün Ege adaları Yunanistan’a bırakılmıştı.Oysa Osmanlı Devleti son sözü büyük devletlere bırakırken adaların Anadolu kıyılarına olan durumunu gözönüne alarak kendi lehinde karar alacaklarını ummuştiL bu nedenle Osmanlı Hükümeti 15 Şubat 1914’dc bir notayla karara itiraz etmiş ancak olumlu bir cevap alamamışlardı.Bundan sonra soruna diplomalı); yönde çözüm bulmaya çalışan Osmanlı Devleti alman bu karar üzerine henüz bir anlaşma imzalamadan I.Dünya Savaşı başladı.


Osmanlı Devleti ile Sırbistan arasında 13 Mart 1914’dc İslanbul Anılaşması imzalandı.iki devletin ortak sının kalmadığından burada kalan Türklerin durumu anılaşmaya konu oldu.

 

Sonuç olarak Osmanlı Devleti Balkan Savaşında tarihin en ağır yenilgisine uğradı .Devletin batı sının Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç nehrine kadar geriledi.Böylece altıyüz yıldır Türk yurdu haline gelmiş bulunan Rumeli terk edildi.Bu sonuç Balkanlarda yaşayan binlerce Türkünde anavatan topraklarına göç etmek üzere yollara dökülmesine neden oldu,bu göç sırasında binbir facia yaşandı ve birçok sivil Türk hayatını kaybetti.Balkan savaşında Ege adaları da kaybedildi.Osmanlı Devletinin bu savaşta uğradığı maddi ve manevi büyük kayıplar.geleceğini olumsuz yönde etkiledi.

 

Balkan savaşı bölgedeki statükoyu büyük ölçüde değiştirmiş ve Arnavutluk yeni bir devlet olanık ortaya çıkmıştı.Savaş sadece Balkan ülkelerini değil her birinin dayandığı Avrupa’nın büyük devletlerini de etkilemek suretiyle bloklar arasındaki gerginliği artırmış.silahlanma yansını hızlandırmıştı böylece Balkan savaşlarındaki yenilgi Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğünü kanıtlayan bir belge oldu,bu da emperyalist Avrupa’nın Osmanlı topraklan üzerindeki egemenlik isteklerini gerçekleştirmek için harekete geçmelerini çabuklaştırdı.

 

Böylece I.Dûnya Savaşının nedenlerinden birini teşkil etti.Balkan savaşlarından sonra lltihal ve Terakki yönetimi bazı değişiklikler yapmaya çalışü.yaşlı subaylar ve paşalar ordudan atılarak gençleştirilmeye çalışıldı.

 

Avrupa’dan özellikle Alman yeni yöntem ve teknikleri ile silahlar alındı.Böylcc’c ordu politikadan arındırılmaya ve silahlan da modcmize edilmeye çalışıldı.ancak bu çalışmalar tamanılanamadan I.Dûnya Sarası başladı.I.Dûnya Savaşı öncesi dönemde Osmanlı Dcvlcli Afrika ile ilgisini kcsmis..balkanlarda ağır loprak kaybına uğramıs,Bülgaristan’dan geri aldığı Edime ile Doğu Trakya’da kalabilmiştir.

 

Balkan Savaşı Yenilgilerinin Genci Nedenleri;

1. Osmanlı Dcvlcli’nin dış politika açısından Ick başına dostsuz ve siyasi yalnızlık içinde bulunması,

2. Dış tehditlere karşı birçok sınırını güvenli tutmak zorunda olması nedeniyle askeri gücünü Ick cepheye toplayamaması,

3. Ordunun eğitim yetersizliği ve particiliğin orduya girmiş olması,u!aşım ikmal ve iınkanlann clvcrişsiz,crzağm yetersiz olması,

4. İstihbarat ihmali ile hariciyenin balkan ittifakını önceden haber alamaması nedeniyle balkanlardaki savaş hazırlıldannın tedbirinin alınmaması,

5. Ege denizindeki kontrolün Yunanislan’a geçmesi karadaki başarısızlıklarda da clJJli olmuştur.


 

DÜNYA SAVAŞI VE SONUÇLARI

 

Savaşı Hazırlayan Gelişmeler

 

insanlık tarihi için bir felaket olan I. Dünya Savaşını hazırlayan en önem/S gelişme büyük devletler arasındaki sömürge .rekabetidir. Coğrafi’keşiflerden bir süre sonra sömürge yarışına giren ingiltere denizlerde güçlü almasının da verdiği avantajla ispanya .Portekiz ve Fransa gibi devletlere de üstünlük sağlayarak büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuştur. Sömürgelerinden topladığı hammaddeyi teknolojik gelişmelerde birleştirerek sanayi devrimini gerçekleştiren ingiltere’nin hammadde ve Pazar ihtiyacını karşılamak amacıyla sömürge araşışlarını artırması ve bu alana yaptığı yatırımların neticesinde 19. y.y.’da üzerinde güneşin batmadığı bir ingiliz sömürge imparatorluğu ortaya çıkmıştır.

 

19. y.y.’ın ikinci yarısında Almanya ve italya’nın milli birliklerinin kurmaları ve kısa sürede sanayileşerek hammadde ve Pazar arayışına girmeleri mevcut dünya dengelerini altüst etti. Ekonomik gücünü savunmak amacı ile hızla silahlanan Almanya’ya karşı o zamana kadar rakipsiz olan ingiltere sömürgelerini koruma endişesine girerken Fransa ve Rusya da bu beliren yeni güce karşı müttefik arayışına giriştiler. Almanya’nın bu durumu üç tarihi düşmanı(lngiltere, Fransa, Rusya) birbirlerine yaklaştırmıştır.

ingiltere ile girdiği sömürge rekabetinde avantaj sağlamak ve gücünü arttırmak isteyen Almanya yanına italya ve Avusturya-Macaristan imparatorluğu olarak “üçlü ittifak” ı kurmuştur.

 

Oçlü ittifakın kurulmasından sonra Fransa, Rusya ve ingiltere arasındaki yakınlaşma gayretleri hızlanmış ve 1907 yılında bu üç, devlet itilaf Devletleri bloğunu oluşturmuşlardır.

 

Dünyanın büyük devletleri arasındaki bu kamplaşmadan sonra 1914 yılına kadar soğuk savaş dönemi yaşamış ve bu tarihte de Avusturya-Macaristan veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi savaşa hazır Avrupa’nın aradığı bahaneyi ortaya çıkarmıştır. 28 Haziran 1914’de gerçekleşen bu olaydan kısa bir süre sonra savaş 28 -Temmuzda Avusturya’nın Belgrat’ı bombardımanı ile başladı.

I.  Dünya Savaşında Osmanlı Devleti Savaşın başlaması üzerine Osman/ı Devleti öncelikle tarafsızlığını i/an ederek boğazları kapattı. Bir süredir kaldırılması düşünülen kapitülasyonlar da bu kargaşadan faydalanılarak tek taraflı olarak kaldı rîîüı ise de Avrupa dev/etleri bunu kabul etmediler. Hazırlıksız bir savaşa yakalanmamak için genel seferberlik ilan edildi.

 

ittifak arayışına giren Osmanlının ilk aklına gelen tarihi ingiliz dostluğu oldu. Ancak ingiltere bu savaşta Osmanlı’nın mutlak tarafsızlığından yana idi. Bunun çeşitli nedenleri vardı.

 

1- Cephe sayısı: Her ne kadar güçsüz ise de çok geniş sınırlar, olan Osmanlı savaşa Almanya yanında girerse birçok cephe açılacak bu da ingiltere ve müttefiklerini olumsuz etkileyecekti.

 

2- ingiltere bu savaşta Osmanlıyı müttefik olarak da istemiyordu. Çünkü güçsüz Osmanlı’nın silah malzeme donanımı ingiltere ekonomisine yük getirecektir. Savaşta böyle bir yük ise ingiltere’yi yoracaktı.

 

Bu nedenle bu savaşta en iyisi Osmanlı tarafsız olmalıydı, ingiltere’nin Osmanlı stratejisi tarafsızlık politikasından yanaydı, ingiltere’den beklediği ilgiyi göremeyen Osmanlı böyle bir harpte yalnızlığa hiç niyetli değildi. Gelişen bazı olaylar Osmanlıyı Almanya ile ittifak olmaya zorunlu kıldı.

 

Osmanlı Devletinin, Almanya’nın Yanında Yer Almasının Sebepleri:

1- Yönetici kadronun Alman yanlısı olması

2- Savaşı Almanya’nın kazanacağı düşüncesi

3- Almanya’nın Osmanlı Devletinin jeopolitik konum, insan gücü potansiyeli, hammadde kaynaklan ve dini özelliğinden faydalanmak istemesi

4- itilaf devletleri ile aradaki tarihi düşmanlık

5- itilaf Devletlerinin Osmanlı devletini yanlarına almak istemeyişi

6- Siyasi yalnızlıktan kurtulmak düşüncesi, Osmanlı Devletinin Savaşa Girmesiyle

1- Savaş alanı genişledi

2- Savaşın sûresi uzadı

3- Yeni cephelerin açılmasıyla Almanya rahatladı

4- Yeni cepheler açıldı,

5- Rusya yalnız başına pek çok devletle savaşmak zorunda kaldı.

 

Almanya’nın Osmanlı İmporatorluğu ile Müttefik Olmasındaki Beklentileri:

1- Kafkas cephesindeki Rus kuvvetleri Almanya’nın Doğu cephesindeki yükünü(Almanya-Rus cep.) hafifletecekti.

2- Süveyş su yolunu kapatmak ya da büyük miktarda ingiliz gücünün boğazları savunmak zorunda kalmasını sağlamak

3- Halifenin manevi gücünden faydalanacak ingiliz-Fransız sömürge/erindeki Müslümanlar ve Rusya’daki Türkleri ayaklandırmak

 

CEPHELER

 

Kafkas Cephesinin Başarısızlıkla Sonuçlanmasının Nedenleri:

 

1- Osmanlı Imparatoriuğu’nun savaş planı Boğazlar ve Trakya Bölgesinde etkili olmak olduğu halde Avusturya cephede sıkışınca Kafkaslarda açılacak bir cephe ile Rusya’nın buradan kuvvet çekmesi ve rahatlatılması düşüncesiyle Enver Paşanın Turan ideali ile harekete geçirilmesi savunma yerine saldırı siyasetinin güdülmesi

2- Duş donanmasının Karadeniz’i ele geçirmesi ile iaşe sıkıntısı Kafkas cephesinin takviye edilmesini engelledi.

3- Rusya’nın gücü savaş, silah malzeme ve donanımı imparatorluğun gücünün üzerindeydi.

4- Mümkün olduğunca çok kuvveti Osmanlı üzerine çekmek amacı güden Almanların Osmanlı ordularını Imp. Menfaatleri doğrultusunda değil de kendi amaçları yönünde idare etmeleri

5- Enver paşanın Osmanlı’nın zayıflığı ile bağdaşmayan Turan ideali de bu yenilgide etkili olan unsurlardı.

Irak Cephesinin Başarısızlıkla Sonuçlanmasının Nedenleri ingilizlerin; Hind deniz yolunun güvenliğini sağlama, Petrol zengini

olan bölgeyi ele geçirmek, Rus kuvvetleriyle birleşmek amaçlan ile Basra’yı

işgal etmeleri üzerine bu bölgede de bir cephe açıldı.

Osmanlı imparatorluğunun cihad ilanı etkisiz kaldı, ingiliz altınlarını

padişahın cihad ilanına tercih eden Araplar Osmanlı ordularını akadan vurdu.

Yeteriz ordu şartları içinde Alman yardımının da gelmemesi Osmanlı

orduların başarısız kıldı. Kut-el Amara’da ingiliz General Tawzent esir edildi

is’e de kalıcı bir zafer kazanılamadı.


 

Kanal Cephesi:

 

Süveyş Kanalı ve Mısır’ı ele geçirerek ingiltere’nin sömürgeleri ile bağlantısını kesmek amacıyla açılan cephede Osmanlı Orduları kanalın bir tarafını   ele   geçirmişlerse   de   kaybolan   gücün   yerine   yenisi   takviye edilmeyince ingilizler tekrar etkili oldular. Cephede elkili olmaktan öteye ordularımızın güçsüzlüğünü gösterdi.

 

Filistin ve Sur iye Cephesi:

 

İngiliz ve Müttefikleri Osmanlı Devletinin Kanal Harekatındaki başarısızlığından sonra karşı saldırıyı geçerek Filistin ve Suriye’yi işgal ettiler, ingiliz ve Müttefıkleri’nin Anadolu’ya girişini 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal durdurmuştur.

 

Yemen ve Hicaz Cephesi:

 

Bu cephede Osmanlı Devleti ingiliz ve Müttefiklerinin dışında kışkırtılan Arap kabileleri ile de savaştı. Arapların ingilizlerin yanında yer alması ümmetçilik düşüncesinin sonunu hazırladı, ingilizler ve Araplar arasında kalan Türk kuvvetleri Almanların savaştıktan cephelerde zor durumda olması nedeniyle yardım da alamadı ve yenildi. Irak’da direniş ile karşılaşan ingilizler daha sonra Kuzey İrak’ı da ele geçirdiler(19-!8).

 

Çanakkale Cephesi:

 

Sngiliz-Fransız gemileri 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalktı. Fakat Türk savunması karşısında pek çok kayıplar vererek geri çekildiler. Bunun üzerine Gelibolu yarımadasına asker çıkararak karadan istanbul üzerine yürümek istediler, ingiliz ve Fransız ordularıyla sömürgelerden getirilen askerlerin yer aldığı çıkartma harekatı ile tarihin en kanlı çarpışmalarından bir oldu. Anafartalar ve Arıbumu bölgelerine yapılan çıkartmalar 19. Fırka komutanı Mustafa Kemal tarafından görülmemiş bir savunma ile durduruldu. Böylece düşmanın karadan istanbul’a yürümesi düşüncesi gerçekleşmedi, itilaf kuvvetleri 250 bin ölü ile Gelibolu Yarımadasını ve boğazı terk ettiler. Türk orduları da bu savaşfa 250 bin şehit vermiştir. Çanakkale Ruhu Milli Mücadele Ruhu’nun başlangıcı oldu.

 

Savaşın Nedenleri:

 

 

1- ingiltere’nin müttefiki olan Rusya’ya yardım götürmek ve Rusya’nın buğdayını Avrupa Kıtasına taşımak isteği,

2- Boğazlardan geçiş esnasında İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı Devletini savaş dışı bırakmak

3- Kazan acaklarFbaşan ile henüz savaşa katılmamış olan balkan uluslarını etkileyerek müttefik olarak kazanmak, Savasın

 

Sonuçlan:

 

1- Müttefiklerinde yardım alamayan Çarlık Rusyası iç karışıklıklar sonucunda değişin yeni yönetim ile savaştan çekildi.

2- Rusya’nın savaştan çekilmesi savaşın uzamasına neden oldu.

3- Osmanlı Devleti’nin Çanakkale’de kazandığı zafer Balkan uluslarından Bulgaristan’ın Almanya yanında savaşa katılmasını sağladı. Bu sayede Osmanlı Devleti en büyük müttefiki ile ilk kez kara bağlantısını da sağlamış oldu,

4- Çanakkale zaferi Mustafa Kemal’in ön plana çıkmasını ve Milli mücadele önderliği için toplum ve silah arkadaştan içinde gerekli karizmayı sağlamasında etkili oldu.

5- ingiliz kabinesi düştü. Churchill yerini kaybetti.

6- Osmanlı Devleti’nin burada kaybettiği insan unsuru Türkiye’nin kalkınmasında olumsuz izler bıraktı.

7- Milli mücadele ve Türk milliyetçiliğinin kısaca millet mefhumunu toplumda yerleşmesinde etkili oldu.

 

Osmanlı Devletini Barışa Zorlayan Nedenler:

 

1- Ingilizler’in Musul önlerine kadar hızla ilerlemeleri üzerine daha çok toprağın kaybedilmesini önlemek,

2- Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi ile Trakya ve istanbul tehdit altında kaldı.

3- W//son ilkelerinin Avrupa’da adil bir barış düşüncesine güvence vermesi l.        Dünya Savaşı’nın Sonuçları

1- Devletler arasındaki dengeler bozulmuştur.

2- imparatorlukların büyük bölümü yıkılmıştır(Osmanlı-Avust.-Macaristan)

3- Yeni devletler kurulmuştur(Yugoslavya. Polanya)

4- Yeni rejimler ortaya çıkmıştır(Bolşevizm, Alm.Nazizm, Faşizm)

5- Yenilen devletlerin imzaladığı ağır antlaşmalar yeni savaşlara neden olmuştur.

6- Bazı Avrupa devletleri ekonomik yönden çökmüştür,

7- Askeri teknolojigelişmiştir(tanklar ve denizaltılar)

8- Sömürgecilik Manda rejimi adı allında daha da yayılmıştır.

9- Osman/ı Dev/eli Hicaz, Yemen, Filistin, Suriye, Irak ve Balkan topraklarını kaybederek Anadolu’ya çekilmiştir.

10-Savaş çok say/da insan (can kaybı) ve mal kabına neden olduğu için dünya barışının korunması yolundaki gayretler artmış ve sonuçta Milletler Cemiyeti Kurulmuştur.

11-Sömürge rekabeti Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya kaymış. Galip devletler Ortadoğu petrolleri üzerinde söz sahibi olmuşlardır. Savaş öncesi çok güçlü görünün Almanya:

 

1- Müttefiklerinin zayif olması,

2- Hammadde kaynaklarına ulaşamaması

3- Deniz gücünün yetersizliği,

4- Bütün hazıriıklannı kısa süreli bir savaş için yapmış olması gibi nedenlerden dolayı savaşın ilerleyen yıllarında çökmüştür.

 

Savaşın Evreleri:

 

Savaş öncesinde ittifak devletleri içinde yer alan italya savaşın başlamasından sonra ingilizlerin bol vaatleri, Avusturya ile arasındaki geçimsizlik, Almanya’nın bek/ediklerini vermesinden dolayı itilaf dev/et/erine katılmıştır.

1915 Yılın’da Çanakkale zaferinden sonra Bulgaristan’ın ittifak devletleri yanında savaşa girmesi ile Osmanlı Devleti ile müttefikleri kara bağlantısı sağlamışlardır.

 

Savaş sırasında 1917 Bolşevik ihtilali ile büyük değişiklikler yaşayan Rusya 3 Mart 1918 Biest-Litovsk antlaşması ile savaştan çekilmiştir. Rusya’nın boşluğunu italya ile doldurmaya çalışmışlardır.

 

Savaşın başlamasından hemen sonra Japonya ‘da Almanya’ya savaş ilan etmiş ve Almanya’nın uzakdoğuda’ki sömürgelerinin bir bölümünü ele geçirmiştir.

 

Savaşın başlangıcında tarafsız kalan Amerika buna rağmen ingiltere ve Fransa’ya silah ve cephane yardımı yapmıştır. Bundan dolayı Alman denizaltı/arı Amerikan gemilerini batırmışlar, , yolcu gemilerinin de batırıldığını ileri süren Amerika bunu savaş nedeni saymış ve 1917 yılında savaşa girmiştir.

 

Rusya’nın savaştan çekilmesinden sonra bir süre dengeler Almanya lehine döndü ise de ABD’nin canlı ve güçlü ekonomisi ile itilaf devletlerinin yanında yer alması savaşın seyrini yine itilaf devletleri lehine değiştirmiştir.

 

1918 yılının sonuna doğru bütün cephelerde zor durumda kalan itilaf devletlerinden ilk olarak Bulgaristan savaştan çekilmiştir. Bu gelişme üzerine müttefikleriyle irtibatı kesilen Osmanlı devleti de ateşkes imzalamıştır. Bir süre sonra Avusturya ve Almanya da teslim olduklarında savaş sona erdi.

 

l Dünya Savaşı Sırasında Osmanlı Imparatorfuğu’nu Paylaşma Tasarıları:

 

1915 Antlaşması(lngiltere, Fransa, Rusya)

 

Çanakkale’ye müttefiklerinin saldırması üzerine Yunanistan’ın Boğazlara yerleştirilmesi endişesi ile Rusya, Boğazların kendisine verildiğine dair yazılı bir antlaşma yapılmasını istedi. Boğazlarla ilgili konuda Almanya ile de görüştüğünü ima eden Rusya’nın isteklerine boyun eğildi. Rusya da iki müttefikinin Osmanlı Devleti’nde diğer bölge ve Asya’daki çıkar ve paylarını kabul etmişti.

 

26 Nisan 1915 Londra Antlaşmasıfltalya, ingiltere, Fransa, Rusya)

 

italya’nın ittifaka katılmasıyla paylaşma planı değişti. Bu antlaşma ile italya’ya Osmanlı Devletinin Antalya ve çevresi ile 12 Ada ve Trablus’taki italyan çıkarları kabul ediliyordu.

 

30 Ocak 1916 Sykes-PirokAntlaşması(lng.-Fransa):

 

Osmanlı Asya’sının bu iki devlet arasında paylaşılmasına dairdi.. Antlaşma’nın geçerli olması Rusya’nın onaylamasına bağlıydı. Böylece Adana, Antakya, Suriye, Lübnan Fransa’ya, Musul hariç Irak ingiltere’ye, Boğazlara ek olarak Trabzon’a kadar Doğu Karadeniz ve Erzurum, Van, Bitlis Rusya’ya bırakıldı.

 

Bu gizli anlaşmayı öğrenen italya ilgili devletlere birer nota vererek kararı protesto etti. Bunun üzerine 19 Nisan 1917’de Saitjiande Maurienne antlaşması imzalandı. Bununla italya’nın payına izmir, Konya, Aydın ve çevresi ilave edildi. Antlaşmanın onayı Rusya’ya bırakıldı. Bu arada Rusya da   ihtilal  olup   antlaşma   onaylanmayınca   bu   daha   sonra   bölgelerin Yunanistan’a verilmesinde ingiltere ve Fransa tarafından kullanıldı.

 

mondros mütarekesinden sonra Anadolu' nun genel durumu

 

1. İtilaf Devletlerinin Tutumu: Antlaşma maddeleri itilaf devletleri menfaatleri doğrultusunda harekete geçirilerek zengin ve stratejik bölgeleri ele geçirmeye başladılar, itilaf devletleri mütarekeyi bansın ilk adımı olarak değil de paylaşma planının belgesi olarak görmüşlerdir, İstanbul üçlü donanma ile 35 bin askerle işgal edildi. Yine daha önceden alınan kararlar doğrultusunda paylaştıkları bölgeleri ele geçirdiler.

2. Gayrimüslimler: Gayrimüslim azınlık bu durumdan (işgallerden) cesaretlenerek yıkıcı faaliyetlerini arttırdılar. Çekilen Rus birliklerinin yerine Ermeniler dolduruldu. Ermeni ve Kürt Devleti kurmaya yönelik tavır içine girdiler. (24. Maddeyi kullanarak) Ermeniler ve Rumlar Trabzon'u paylaşamama durumuna geliyorlar ve mütareke hükümlerini kendi çıkarlarına uygun şekle getirmeye yönelik faaliyetlere girmişlerdir.

3. Maliye Ve Ekonomi: Yeraltı ve yerüstü kaynaklan yabancıların elinde idi. Ulaşım, rıhtım, liman ve fenerler, ormanlar, su, aydınlatma, telgraf hatları itilaf devletlerinin kontrolüne bırakıldı. Yıllardır savaşan Türk halkı yorgundu. Rusların istilasındaki yerler de salgın hastalıklar ve açlık içindeydi.

Bu olumsuzluklara rağmen mücadele azmi kaybolmadı. Türklüğün yaratıcı kurucu ve yiğit ruhu yaşıyordu. Özgürlük ve bağımsızlık hakkı gasp edilen Türk halkı bu durum karşısında baştaki yöneticilerin ses çıkarmaması ve önlem almaması üzerine kendi başının çaresine bakarak yerel direnme teşkilatlan ve cemiyetler kurarak hukukunu aramaya çalıştı. Kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri işgallerin hukuka aykırı olduğunu ispata çalışmışlardır. Ancak bu dönemde hukukun uygulanmasına kulak asmayan Avrupa'ya karşı, hakkını silahlı mücadeleye başvurarak kazanmaya çalışmış Kuva-i Milliye Birlikleri cepheler oluşturarak direniş başlatmıştır.

 

CEMİYETLER

 

* Azınlıkların Kurduğu Zararlı Cemiyetler: „

1- Mavri Mira Cemiyeti: Parasal açıdan çok güçlüdür. Megalo İdea'nın gerçekleşmesi amacı ile kurulmuştur. Çeteler kurmuşlar, propagandalar, mitingler düzenlemişlerdir. (Kara Baht) Eski Bizans'ın ihyasına çalıştı. Ege deki Yunanlılara yardımcı olarak, çeteler kurarak işgalcilere destek sağlamışlardır.

2- Pontus Rum Cemiyeti: Yunanistan'ın Anadolu'yu işgal edememesi ihtimaline karşılık kurulmuştur. Karadeniz'de kurulacak ikinci bir Rum hükümeti ileride Yunanistan ile birleşmek sureti ile Büyük Yunanistan ya da Büyük Bizans'ın gerçekleşmesini sağlayacaktı. Kuruluşu işgallerden çok daha eskidir.

3- Korelos Cemiyeti: Rum nüfusunu arttırmak için faaliyet gösteren göçmen adı altında çeteler teşekkül ettiriyorlardı.

4-   4-  Etnik-i Eterya: Yunan istiklal hareketi 1821 Mora isyanı ile başladı. Yanya da isyan eden Tepe delenli Ali Paşa ile uğraşan Osmanlıyı meşgul gören Ypsilanti Buğdan'a girdi, Bükreş'i zaptetti. Önce Yanya isyanı bastırıldı. Kavalalı İbrahim Paşanın Mısır'dan gelen yardımı ile Mora isyanı da bastırıldı. Ancak Osmanlı- Mısır Donanması Navarin de (l 827) Ruslarca yakıldı. Bu arada Fransızlar Mora'yı işgal etti. Rusya ile Navarin'den dolayı harp çıktı. Yenilgi sonun da yapılan Edirne antlaşması (1829) ile Yunanistan'a istiklal verildi. Yunan istiklal hareketi Yunanlılık idealinden çok Grek Projesi adı altında Eski Bizans'ı canlandırmaya yönelikti, îşte bu görüş ve düşünceyi yaymak için Etnik-i Eterya Çar himayesinde kuruldu ve bu doğrultuda çalıştı.

Mora isyanı Fener Rum Patriğinin idaresinde olduğundan Patrik Grigorios Patrikhanenin ona kapısına asıldı Bu orta kapı aynı yerde Patrik seviyesinde bir Müslüman Din Adamı aşılmadıkça "açılmamak" üzere yemin edilerek kapatıldı. Bugün bütün Papazlar Fener Kilisesindeki bu kapalı kapıda yemin ederek Papazlık görevine başlarlar..

5- Bunların dışında bazı derneklerde aynı amaç için uğraşıyorlardı. Hınçak (Çan sesi) Komitesi Doğu Anadolu'da kurulacak Ermenistan için faaliyette bulunuyordu. Gayrimüslim azınlıkların bu faaliyetlerinde dikkat çeken ortak noktalar;

a- Rum ve Ermeni kiliselerinin bu faaliyetlerin odak noktasını oluşturması b- Yabana okulların üs ve ihanet yuvası olarak kullanılmasıdır.

 

* Türkler Ve Müslümanlar Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler:

 

Genel Amaç: Yabancı ve güçlü bir devletin desteğine dayanmak, saltanata ve hilafete bağlı kalmak ortak özellikleridir. Bir diğer özellikte o günün sorumlusu olarak gördükleri ittihatçı düşmanlığıdır. Genelde Hürriyet ve itilaf fırkası etrafında toplanmışlardır.

1- Hürriyet ve İtilaf Fırkası

2- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası; Meşrutiyet ve demokrasi esasını benimsemiştir.

3- Kürt Teavun (Yardımlaşma) Cemiyeti

4-   Teali İslam Cemiyeti; Halife ve saltanatı kurtarıp hür kılmak için İslam ehlinin birleşmesine çalıştı.

5- İngiliz Muhipler Cemiyeti; Kuruluşu kültür cemiyeti görünümünde ancak İngiliz Mandası fikrini toplumda yaymaya çalışan gizli faaliyetlerde bulunuyorlardı.

 

* Faydalı Cemiyetler:

 

1- Şark İlleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri

2- Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti

3- İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti

4- Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti

5- Kilikyahlar Cemiyeti

 

İZMİR'İN İŞGALİ

 

Ege ve çevresinde asayişsizliğin hüküm sürdüğünü ve Hıristiyan halkın tehlikede olduğunu bahane ederek Lloyd George'nin davetiyle 15 Mayıs 1919'da Yunan Ordularının İzmir'e çıkmasına izin verildi. Kralların ve Cumhuriyetçilerin mücadeleleri yüzünden Atina'da asayişi sağlamaktan aciz Yunanistan sınırlarından kilometrelerce uzakta Anadolu topraklarında asayişi nasıl sağlayacaklarını hiç kimse düşünemezdi. Bir bayram havasında İzmir'e çıkan Yunan kuvvetlerine resmi bir direnme olmadı. Bir alaydan ibaret Osmanlı Ordusu karşı koymama emri almıştı. Kolordu komutanı Nadir Paşa direnmeden yana değildi.

 

İşgalden bir gün önce yapılan miting ve gösterilerde işgale karşı direnme karan almışlardır.

Bir bayram havası içinde izmir'e çıkan Yunan kuvvetlerinin karşısına ilk çıkan Hasan Tahsin oldu. Elindeki tabanca ile birkaç Yunan askerini öldürdükten sonra şehit edildi. Bundan sonra Yunan kuvvetleri direnmeyen 17. Kolordu merkezini basarak subayları tutukladılar. Subaylar şehit oldu bir kısmı da yaralandı.

İzmir'in İşgali; milli potansiyeli harekete geçirdi. Anadolu da başlatılan milli mücadeleye dört elle sarıldı. İşgal; işgalci devletler için gaf Yunanlılar açısından hüsran ve macera oldu.

* İşgale tepki Anadolu dan geldi. Düzenlenen miting ve gösteriler ile henüz işgal edilmemiş yerlerde oturanların dikkatleri çekilerek olayın vahameti ve mücadele arzusu dile getirildi.

* İşgale resmi tepki gelmedi padişah- halife Vahdettin aciz ve suskun kalmış hükümette aynı tutumdaydı. (Saltanat Şurasını toplar ve durum burada görüşülür)

* İşgallere karşı kurtuluş çareleri birbirinden farklıydı. Millet ve ordu alışkanlıkla saltanat ve hilafete bağlıydı. Kurtuluşu onsuz düşünemiyorlardı. Bunun aksi dinsizlik ve vatan hainliği olarak adlandırılıyordu.

% Halkın ve yüksek tabakanın bir kısmı kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa ve İtalya gibi devletleri güçlendirmeyi esas sayıyor, onlara direnmeyi akılsızlık olarak değerlendiriyordu.

* Oysa Anadolu da yaşayan insanlar işgal altında kalanlar çareyi çoktan bulmuşlardı. Masa başı hukuk arayışlarının sonuç vermeyeceğini gören Anadolu insanı silaha sarılmış ve oluşturdukları Kuva-i Milliye birlikleri ile tarih yağmaya başlamışlardı.

Türk Milletinin tarihi boyunca onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşadıklarını, bağımsızlığına çok önem verdiğini, tutsak yaşamaktansa yok olmayı tercih ettiğini gören Mustafa Kemal kendinden ve milletinden emin "Ya İstiklal Ya ölüm" sözleri ile milletin duygularını dile getiriyordu.

Bu düşüncelerle İstanbul'dan ayrılmış ve Samsun'dan itibaren Anadolu'nun direnişine önderlik etmek amacı ile çalışmalara başlamıştı.

Mustafa Kemal'in İstanbul'dan ayrılışı farklı şekillerde yorumlandı. Yunan tarihçi Sakelloropulu'ya göre Mustafa Kemal sırf tehlikeli ve huzursuz bir general olarak İstanbul'dan uzaklaştırılmak için değil Anadolu'da daha sonra barış görüşmeleri sırasında itilaf devletleri üzerinde bir basta aracı olarak kullanılabilecek askeri bir örgüt kurmak maksadıyla Osmanlı Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmiştir.

Yunan Generali Dimitri Vakka'da Mustafa Kemal'in İtalyanların yardımı ile Anadolu'ya geçtiğini bunu daha önceden öğrenen İstanbul'daki Yunan Askeri Heyeti Başkanı Albay Yeoryios İngiltere Askeri Kuvvetler Başkanı General Milne'den Mustafa Kemal'in tutuklanmasını istediğini ancak İngiliz Generali itiraz ederek " Bırakın gitsin. Daha iyi böylece Türk direnişini kökünden temizleme fırsatı buluruz." Dediğini öne sürer.

·         izmir'in işgali İngiliz kamuoyunda hataların en büyüğü olarak değerlendirilirken Fransa resmi ağızlarından ses çıkmaz. Piyer Loti, Farreome gibi Türk dostu bazı yazarlar aleyhte yazılan çıkar İtalyanlar ise işgali öfke ile karşılarlar.

 

*    Mustafa Kemalin Samsuna Çıkışı.

M.  Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaştı. Yanında 17 çalışma arkadaşı vardı. Bölgede Pontuscu Rum çetelerine karşı direnişler başlamıştı. M. Kemal bu bölgede asayişi sağlamak için ordu müfettişi olarak görevlendirilmişti. (9. Ordu Müfettişi) M. Kemal ilk iş olarak 9. Ordu'ya bağlı 15. Kolordu Komutanlığından Kazım Karabekir ile irtibat kurdu. M. Kemal Samsun'da müfettişliğin kendisine vazife icabı 22 Mayıs tarihli şu raporu hazırlamıştır.

      1.  Samsun Bölgesi Rumlar siyasi emellerinden vazgeçerlerse asayiş kendiliğinden düzelir.

      2.  Türklüğün yabana kontrol ve mandasına tahammülü yoktur.

      3.   Yunanlıların İzmir’de haklan yoktur, işgal geçicidir.

      4.  Millet milli hakimiyet esasını ve Türk Milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.

Bu rapor ordu müfettişliğinin birçok noktalarda talimat sınırını da aşarak tüm memleket kaderi ile ciddi bir şekilde uğraştığını göstermektedir. Rum çetelerinin faaliyetleri ve itilaf devletlerinin tepkisi üzerine M. Kemal karargahını daha emin bir yere nakletmeyi uygun görmüş ve Havza'ya hareket etmiştir.

 

Havza Bildirisi (28 Mayıs 1919)

 

M. Kemal 9. Ordu Müfettişliği yetkisi ile askeri ve sivil yöneticilere bir tamim yayınlamıştır. Bu tamime göre;

a-  Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i îlhak Cemiyetlerinin Türk Milletinin haklarının

korunması yolunda harekete geçmesi gerektiği b- Anadolunun her yerinde mitingler tertiplenmesi gerektiğini bildirdi.

İlk miting Havza'da yapıldı. Daha sonra İstanbul mitingleri başladı. Mitinglerin ilk tepkisi M. Kemal'in geri çağrılması olmuştur.

Önemi: Havza tamimi ile M. Kemal Paşa halkın kaynaşmasını ve milli bir hedefe doğru yönlenmesini istiyordu. Önemli olan milleti bu büyük tehlikeye karşı harekete geçirmekti.

 

Amasya Genelgesi:

 

Amasya genelgesini M. Kemal ve yakın arkadaşları olan Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele hazırlamış ve imzalamıştır. Kazım Karabekir Paşa da telgrafla onay vermiştir.

1.  Yurdun bütünlüğü ve milletin istiklali tehlikededir.

2. İstanbul'daki hükümet üzerine aldığı sorumluluğunun gereklerini yerine getirememektedir, bu durum milletimizi yok olmuş sayıyor.

3.  Milletin istiklalini yine milletin azim ve karan kurtaracaktır.

4.   4. Milletin durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve hak isteyen sesini bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş milli bir kurulun varlığı gereklidir.

5.  Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'ta milli bir kongrenin hemen toplanması kararlaştırılmıştır.

6.  6. Bunun için bütün illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.

7.  Güvenlik açısından bu iş milli bir sır gibi tutulmak, delegeler gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmelidirler.

8.  Doğu illeri adına 10 Temmuzda Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. Bu kongre delegeleri de Sivas'ta ki genel kongreye yetişmeye çalışacaktır.

Önemi:

1.  Kurtuluş Savaşının başlangıcıdır.

2.  Kurtuluş Savaşının amacını gerekçesini ve yöntemini göstermektedir.

3.  Bir ihtilal beyannamesi niteliği taşımaktadır.

4.  Anadolu'da ki milli mukavemet hareketinin tek elden düzenlenmesi yolunda milli bir birlik kurulmasını gerekli talar.

Sonucu:

Genelgede öngörülen fikirleri eskimiş, yıpranmış ve iktidarda bulunanların devamına çalıştıkları düzene karşı bir harekettir. Son çare olarak topluca, milletçe başvurulan bir çözümü dile getirmektedir.

Etkileri:

Genelgedeki hükümler İstanbul Hükümetini endişeye düşürdü. İçişleri Bakanı Ali Kemal M. Kemal'e bir tamim ile azledildiğini belirtti. Daha sonra 7-8 Temmuz gecesi de bu karar kendisine iletildi. M. Kemal karan öğrenince resmi memuriyet görevi ile birlikte askeri görevinden de istifa ettiğini bildirdi.

Erzurum Kongresi (23 Temmuz- 5 Ağustos 1919):

Amacı: Kongre oy birliği ile M. Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre Doğu Anadolu da kurulması planlanan Ermenistan ve Kürdistan Devletlerinin kuruluşlarına engel olmak için bu bölgemizde birlik ve beraberliği sağlamak amacı ile toplanmıştır.

Toplantı yeri olarak Erzurum'un tercih edilme nedenleri:

1.  Henüz işgal edilmemiş olması (Jeopolitik konumu)

2.  Askeri ve mali imkanların Erzurum'da Var olması

3. Milli mücadelenin Erzurumlularca benimsenmiş olması

Kongrede Alınan Kararlar:

1.  Milli hudutlar içinde vatan bir bütündür. Ayrılık kabul etmez.

2.  Yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı hükümetinin dağılışı halinde millet hep birlikte savunma yapacak ve direnecektir.

3.  Osmanlı Hükümeti Doğu illerinin ve vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa bunun gerçekleştirilmesi için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümeti de ulusal kongre seçecektir.

4.  Milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5.  Hıristiyan ahaliye siyasi hakimiyet ve toplum dengemizi bozacak imtiyazlar verilmez.

6.  Manda ve himaye kabul edilemez.

7.   7. Mebusan Meclisinin hemen toplanmasına çalışılacaktır.

8.  Kongre kararlarını uygulamak için dokuz kişilik temsil seçilmiş ve başkanlığına M. Kemal Paşa getirilmiştir.

Kongre sırasında İstanbul hükümetinin M. Kemal'i tutuklatma girişimlerinin başarıya ulaşamaması, tutuklatacak yetkili bulamaması milletin hak ve isteklerine yabancılaştığını gösterirken bir başka yönden de M. Kemal'in halkla bütünleştiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Önemi:

1.  Mahalli bir kongre olmasına rağmen alınan kararlar itibari ile milli bir kongre görünümüne dönüşmüştür.

2.  Milli mücadelenin esas programı hazırlanmıştır.

3.  Temel görüş milli iradenin egemen kılınmasıdır.

4.   İstanbul hükümetinden ayrı bir hükümet fikri belirmiştir.

5.  İlk olarak ülke ve toprak bütünlüğü kavramı ortaya atılmıştır.

6.  Vatanseverlerin tek amaç etrafında birleşebileceğini kamu oyuna göstermiştir.

7.  Temsil heyeti başkanlığına M. Kemal seçilerek milli mücadelenin lideri belirlenmiştir.

 

Balıkesir- Alaşehir Kongreleri:

 

Erzurum kongresinin devam ettiği dönemde Batı Anadolu'da kongreler düzenlenmiş ve Amasya Genelgesi ile ilgili konuları görüşmüştür. 28 Haziran 1919'da Yunan Ordusu karşısında mücadele eden Kuva-i Milliye'nin bir düzen altına alınarak sevk ve idaresini, ihtiyaçlarını sağlamak için Balıkesir Kongresi toplanmıştır. 26- 31 Temmuz tarihlerindeki ikinci toplantılarda da itilaf devletlerine de telgrafla işgalin kabul edilemeyeceği belirtilerek Türklerin haklarının kabulü istenmiştir.

Özellikleri:

1.  Ege de ki direniş bir ölçüde örgütlenmiş oldu.

2.  Tek başına hareket etmeyi tercih etmiştir.

3.   Toplayıcı bütünleyici bir önder yaratmamıştır.

 

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

 

Kongreyi Engelleme Çalışmaları:

a- Her sancaktan üç temsilcinin gelmesi gerekiyordu. Ancak İstanbul hükümeti taraftan olan vali ve mutassamflar bunu halka duyurmadılar. Basındaki sansür nedeni ile olay gazetelerde yer almadı.

b- Damat Ferit Paşa Kabinesi Sivas'ta toplanarak kongre erkanını Harput Valisi Ali Galip vasıtasıyla tutuklatmaya çalışıyordu. M. Kemal ve katılanları devlete asi olarak gösteriyordu. Ancak Sivas Valisi Reşit Paşa kongreye gelenlerin saltanat ve hilafete çok bağlı ve saygı belirterek durumu idare ediyordu.

Kazım Karabekir Paşa itilaf fırkası ve İstanbul hükümetine bağlı kuvvetlerin Sivas'ta

toplanan kongre üyelerini tutuklayarak İstanbul'a gönderme hazırlıklarına engel oldu.

c- İngiltere eğer kongre toplanırsa Mondros Mütarekesinin 7. Maddesi gereğince Samsun'a çıkacakları kuvvetleri ile Sivas'ı işgal edeceklerini ileri sürdüler. Ancak Sivas da Erzurum gibi denizden uzak ve düzgün yollardan mahrum olduğundan bu tehdidinde gerçekleşmesi mümkün değildi.

 

Kongre farkh meslek gruplarından 38 delege ile toplandı.

Alınan Kararlar:

1.  Erzurum kongresinde alınan kararların tamamı genelleştirilerek kabul edildi

2.  Cemiyetlerin tamamı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti olarak birleştirildi. '

3.  Misak-ı Milli'nin esastan kabul edildi,

4. Vatanın herhangi bir parçasının hükümetçe terk veya ihmal edildiği taktirde geçici hükümet kurularak idarenin millet adına ele alınacağı karar altına alındı.

5.  Padişah tarafından dağıtılan Meclis-i Mebusanın bîr an Önce toplanması karar altına alındı.

6.  Manda ye himaye kesin olarak reddedildi.

7.  Kongre sonunda seçilen temsil heyetine tüm vatanı temsil etme yetkisi verildi. 15 kişiden oluşan temsil heyeti başkanlığına M. Kemal seçildi.

Önemi:

1.  Kongreye katılanlar seçimle geldikleri için millet egemenliği kavramı pekişmiştir.

2.  Kongre ihtilalci bir karakter taşımaktadır.

3.  Kongre Ali Fuat Paşayı Batı Kuka-i Milliye Komutanlığına atamakla yürütme yetkisine de sahip olduğunu göstermiştir.

4.   Cemiyetlerin birleştirilmesi ve amaç vatanın tamamının kurtarılması oldu.

Amerikan mandası reddedilerek kayıtsız şartsız istiklali kabul ettiği ilan edilmiştir.

Temsil heyetinin adının, varlığının ve faaliyetlerinin yurda yayılması ve duyulması ülke çapında cemiyetin taraftarlarını arttırdı. Millet düşmana karşı mücadele fikrini kabul etti. Kamuoyunun M. Kemal'in lehine dönmesi üzerine padişah taktik değiştirerek M. Kemalle iyi geçinme yolunu tuttu bunun içinde ilk iş olarak Damat Ferit Paşayı görevden alarak yerine milliyetçi bir kişiliği olan Ali Rıza Paşayı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.

M. Kemal Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararlarının kabul edilmesi ve milli teşkilata saygılı kalma şartı ile yeni hükümeti destekleyeceğini bir beyanname ile yurda duyurdu.

Bu gelişmeler üzerine yeni hükümet M. Kemal ile görüşmek ve teferruatta anlaşmak üzere Bahriye Nazın Salih Paşayı görevlendirdi. Görüşme Amasya'da gerçekleşti.

 

Amasya Görüşmesi (20-22 Ekim 1919)

 

Görüşmeler temsil heyeti adına M. Kemal, Rauf Paşa ve Bekir Sami Beylerle İstanbul Hükümeti adına Bahriye Nazın Salih Paşa arasında gerçekleşti.

•   Gayrimüslim azınlığa siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar tanınmaması,

•   Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin İstanbul hükümetince tanınması,

•   Vatanın bütünlüğü ve bölünmezliği ilkesi kabul edildi.

•   Millî meclisin İstanbul'da toplanmasının doğru olmadığı, barış sağlanıncaya kadar geçici olarak Anadolu'da hükümetin uygun göreceği bir yerde toplanması konusunda görüş birliğine varıldı.

 

Salih Paşa bu kararlan İstanbul hükümetine kabul ettireceğini, eğer bunu başaramazsa istifa edeceğini söyleyerek Amasya'dan ayrıldı. Geçici meclisin derhal toplanması fikrinden başka hiçbir karan kabul ettiremedi ama istifa da etmedi.

"Önemi:

1.  İstanbul hükümeti Anadolu'nun daha sıkı kontrolüne girdi.

2.  Anadolu ye Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetinin kudretini tanımış oluyordu.

3.  itilaf devletleri İstanbul hükümetine dilediklerini yaptıramayacaklarını anladılar.

Amasya görüşmesinde meclisin toplanması karalaştırılmıştır. M. Kemal işgal tehdidi altındaki İstanbul’da toplanacak olan meclisin ülkenin kurtuluşu yolunda sağlıklı ve etkili kararlar [alamayacağını belirterek meclisin Anadolu'da bir yerde toplanmasını istedi. Ancak padişahsız meclis olmaz ve imparatorluğun merkezinin İstanbul olması gibi nedenlerden dolayı meclisin İstanbul dışında toplanmasına karşı çıkıldı. M. Kemal'de sırf bu hayırlı işe engel önlemek için kabul etti. Ancak Sivas'ta generallerle yaptığı toplantıda meclisin toplanıp tam bir serbestlik içinde çalıştığı gözlenene kadar temsil heyetinin Anadolu'da kalması kararlaştırıldı, günün üzerine M. Kemal bu kararlara uygun olarak hem meclis çalışmalarını yakından takip edeceği hem de güvenilir bir yer aradığı ve o zamanlar küçük bir Anadolu kasabası görünümünde plan Ankara'yı çalışmalarında merkez seçti.

 

Ankara'yı Tercih Nedenleri (27 Aralık 1919)

 

1.  Batı cephesine ve İstanbul'a hem yakın hem de güvenlikli bir konumda olması

2.  Ankara da haberleşme(telgraf)ve ulaşım(tren) bağlantılarının bulunması

3.  Ankaralıların milli mücadele ruhunu benimsemiş olmaları

Ankaralılar M. Kemal'i büyük sevgi İle karşıladılar. O zaman ki ziraat mektebine yerleşen M. Kemal Kurtuluş Savaşında burayı bir üs ve karargah olarak kullanmış ve böylece Ankara milli mücadele ve bağımsızlık davasının odağı millet egemenliğinin merkezi oldu. (Başkent 13 Ekim 1923)

 

Meclis-i Mebusanm İstanbul'da Toplanması ve Misak-ı Milliyi Kabul Etmesi:

 

Mebusan meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da açıldı. Meclis açıldıktan sonra önceden belirlenen bazı kararlara uymadı. M. Kemal başkan seçilmedi. Müdafaa-i Hukuk grubu yerine de Fellah-ı Vatan grubu kuruldu, Millet vekillerinin bu tutumu ile padişaha ters düşmemek ve M. Kemalin kontrolünden uzak gibi bir izlenim bırakmış ise de iş kararlara gelince tam bir birlik sağlandı.Msbusan meçlisi 28 Ocak 1920'deMîsak-ı Milli (Milli Ant) yi kabul etti ve basında yayınlanarak tüm parlamentolara duyurulması kararlaştırıldı.

KARARLAR:

1.  Mondros Mütarekesi imzalandığında henüz işgal edilmemiş olan Osmanlı topraklan birbinnden aynlmaz bir bütündür. Mütareke imzalandığında düşman işgali altında bulunan ve Arap çoğunluğu bulunan yerlerin geleceği buradaki halkın reyine göre tespit edilecektir.

2.   Anavatana katılmış olan Ardahan, Kars ve Battım ve Batı Trakya da gerekirse tekrar halk oylanmasına başvurulacaktır.

3.  İstanbul ve Maonara her türlü tehlikeden uzak tutulursa Boğazın dünya ;      ticaretine açılması mümkündür.

4.  Kapitülasyonlar kesinlikle kabul edilemez

5.  Türkiye de yaşayan bütün azınlıkların haklan komşu ülkede ki Türk azınlıklara da aynı hakların tanınacağı ümit edilerek temin edilecektir

Önemi:

1.  Bu beyanname herşeyden önce bölünmez ve milli bir Türk ülkesinin sınırlarını çizmiştir. Bununla Türkler tam bağımsızlık şuuruna erişmiş ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir.

2.  Milli mücadelenin ana hedeflerini içinde taşıyan ve Lozan'dan sonra da yeni Türk Devletlerinin izlemiş oldukları politikayı içeren önemli bir belgedir.

Sonuçlan:

1.  Misak-ı Millinin kabulü ile birlikte Îstanbul Hükümeti ve Vahdettin telaşa düştü

2.  Ali Rıza Paşa Kabinesi çekildi, Salih Paşa yeni hükümeti kurdu

3.   16 Mart 1920'de İstanbul işgal edildi

4.   Salih Paşa istifa etti yerine Damat Ferit Paşa yeni kabineyi kurdu

5.   5.   11 Nisan 1920'de Vahdettin meclisi kapattı

 

     MECLİS-l MEBUSANIN İSTANBUL'DA TOPLANMASI VE MlSAK-l MİLLİYE'Yİ KABUL ETMESİ:

 

    Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de istanbul'da açıldı. Meclis açıldıktan sonra önce­den belirlenen bazı kararlara uymadı. M. Kemal başkan seçilmedi, Müdafa-i Hukuk grubu ye­rine de Felah-ı Vatan grubu kuruldu. Milletvekillerinin bu tutumu ile padişaha ters düşmek ve M. Kemal'in kontrolünden uzak gibi bir izlenim bırakmış ise de iş kararlara gelince tam bir birlik sağlandı. Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli (Milli Ant)'yi kabul etti ve ba­sında yayınlanarak tüm parlamentolara duyurulması kararlaştırıldı.

      KARARLAR:

1- Mondros Mütarekesi imzalandığında henüz işgal edilmemiş olan Osmanlı toprakları birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Mütareke imzalandığında düşman işgali altında bulunan ve arap çoğunluğu bulunan yerlerin geleceği buradaki halkın reyine göre tespit edilecektir.

2- Anavatana katılmış olan Kare, Ardahan, Baturri ve Batı Trakya'da gerekirse tekrar halkoylamasına başvurulacaktır.

3- İstanbul ve Marmara her türlü tehlikeden uzak tutulursa boğazın dünya ticaretine açılması mümkündür.

4- Kapitülasyonlar hiçbir biçimde kabul edilemez.

5- Türkiye'de yaşayan bütün azınlıkların hakları komşu ülkelerdeki Türk azınlıklarına da aynı hakların tanınacağı ümit edilerek temin edilecektir.

ÖNEMİ:

1- Bu beyanname her şeyden önce bölünmez ve milli bir Türk ülkesinin sınırlarını çizmiştir. Bununla Türkler tam bağımsızlık şuuruna erişmiş ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir.

2- Milli Mücadele'nin ana hedeflerini içinde taşıyan ve Lozandan sonra da yeni Türk devletlerinin izlemiş olduğu politikayı içeren önemli bir belgedir.

SONUÇLARI:

1- Misak-ı Milli'nin kabulüyle birlikte istanbul Hükümeti ve padişah Vahteddin telaşa düştü.

2- Ali Rıza Paşa kabine çekildi. Salih Paşa yeni hükümeti kurdu.

3- 16 Mart 1920'de istanbul işgal edildi.

4- Salih Paşa istifa etti. Yerine Damat Ferit Paşa yeni kabineyi kurdu.

5-11 Nisan 1920'de Vahteddin meclisi kapattı.

 

İSTANBUL' UN lSGALI:16 Mart 1920)

 

NEDENLERi:

1- Misak-ı Milli'nin kabulü, işgal kuvvetleri meclisten savaş karan çıkaracağını ummu­yordu.

2- İstanbul Hükûmeti'nin Anadolu'daki direnişi kontrol altına alamaması.

3- Şehirde daha fazla asker bulundurma istediği.

Bu gerekçelerle istanbul'u işgal eden itilaf güçleri milli mücadele taraftarlarını tutukla­maya başladılar. Türk milletinin tepkilerini yok etmek amacıyla bir bildiri yayınladılar.

1- işgal geçicidir.

2- Anlaşma devletlerinin amacı saltanat makamını güçlendirmektir.

3- Taşrada ayaklanma çıktığında veya katliam yapıldığında İstanbul Türklerden alına­caktır.

4- Herkesin saltanat makamı olan İstanbul’dan verilecek buyruklara uyması gereklidir.

SONUÇLARI:

1- Milli Mücadele'nin halk tarafından benimsenmesini kolaylaştırdı.

2- Kurtuluş ümidi taşıyan vatanseverler Anadolu'ya geçmeye başladı.

3- Yeni bir meclisin kurulması gerekliliği ortaya çıktı.

4- Saltanat ve halifelik yanlıları da bu kurumları kurtarabilmek için-milli mücadeleye katıldılar.

5- 5 Nisan 1920'de Salih Paşa görevinden alindi, yerine tekrar Damat Ferit Paşa atandı.

6- 8 Nisan 1920'de Milli Mûcadele'nin ilke ve hedeflerini yurda ve dünyaya duyurmak için Anadolu Ajansı kuruldu,

7-11 Nisan 1920'de Osmanlı Mebusan Meclisi padişah tarafından dağıtıldı.

8- Bu işgalle bitlikte 16 Mart 1920 Osmanlı Devleti tümüyle tarihe kamıştır. T.B.M.M açıldığında aldığı bir kararla istanbul'un işgal tarihini Osmanlı imparatorluğunun sona erdiği gün olarak kabul etmiş ve bu tarihten sonraki İstanbul hükümetlerinin tüm işlemlerini geçersiz saymıştır.

9- İstanbul hükümeti 4 Mayıs 1920'de milli mücadeleye karşı fetva yayınladı.

10- Kuva-ı Milliye hareketine karşı Antlaşma Devletlerinin de desteği ile Halifelik Ordu­su oluşturuldu.

 

MUSTAFA KEMALİN İSTANBUL'UN iŞGALiNDEN SONRA ALDIĞI ÖNLEMLER:

 

1- Temsil Heyeti adına işgali protesto eden metni itilaf Devletlerine Amerika siyasi temsilciliklerine,tarafsız ülke parlamentolarına, Fransa, İngiltere, İtalya parlamentolarına iletil­mek üzere italyan temsilciliğine gönderdi.

2- işgal Türk kamuoyuna ve islam alemine bir bildiriyle duyuruldu.

3- istanbul ile olan resmi ve özel bütün telgraf haberleşmesi yasaklandı..

4- İstanbul’daki tutuklamalara karşılık Anadolu'daki Antlaşma Devletleri subayları tu­tuklandı.

5- Anzavur ayaklanmasını destekleyen Eskişehir ile Afyon'daki İngiliz birliklerinin   ' silahlan ellerinden alındı.

6- Düşmanın Anadolu içine kuvvet gönderimini engellemek amacıyla Geyve ve Ulu­kışla civarındaki demiryolları tahrip edildi.

7- Anadolu'daki resmi ve gayrıresmi tüm mali kuruluşların para ve kıymetli eşya miktarını tespit ettirip istanbul'a gönderilmesini yasakladı.

 

T.B.M.M TOPLANMASI:(23 Nisan 1920)

 

Temsil kurulu son toplantısında 23 Nisan 1920'den başlamak üzere tüm makamların ve milletin başvuracağı ve talimatlarına uyacağı yerin T.B.M.M. olduğunu ilan etti. I. T.B.M.M 23 Nisan 1920 tarihinde seçilmiş 78, toplam 333 milletvekili ile toplandı. Mustafa Kemali başkanlığa seçti. T.B.M.M'nin aldığı kararlar şunlardır

1- Hükümet kurmak gereklidir.

2- Geçici olarak bir hükümet başkanı yaba padişah yardımcısı atamak doğru değildir.

3- Mecliste beliren ulusal iradenin vatanın geleceğine doğrudan doğruya el koyması­nı kabul etmek temel ilkedir. T.B.M.M. üstünde güç yoktur

4- T.B.M.M yasama, yürütme, yargı yetkilerini kendinde toplamıştır.

5- Meclisten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar Meclisin başkanı da bu kurulun başkanıdır.

6- Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman meclisin düzenleyeceği yasa- • ya uygun olarak durumunu alır.

1.   T.B.M.M ÖZELLİKLERİ:

 

1- T.B.M.M istanbul hükümetine işgal kuvvetlerine karşı gelen ulusal güç/erin iradesine dayanarak oluşturduğu bir yapıdır

2- ihtilalci bir yapıdadır.

3- 1. T.BMM kurucu Meclis özelliğine sahiptir.

4- T.B.M.M kurulmasıyla İstanbul hükümeti hukuksal olarak varlığını yitirmiştir.

5- T.B.M.M Padişah, halifenin de yetkilerini elinden almıştır.

6- T.B.M.M Kurtuluş Savaşını yöneten bir organdır.

7- T.B.M.M önce yasama ve yürütme sonra da yargı gücünü elinde toplayarak Güçler Biriiği'ni sağlamıştır.

8- T.B.M.M ulusal birliğin bozulmasını önlemek padişah-halife yanlılannı da mücadeleye

 

MECLlS-l MEBUSANIN İSTANBUL' DA TOPLANMASI VE MlSAK-l MlLLlYİ KABUL ETMESi:

 

Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de istanbul'da açıldı. Meclis açıldıktan sonra önce­den belirlenen bazı kararlara uymadı. M. Kemal başkan seçilmedi, Mûdafa-i Hukuk grubu ye­rine de Felah-ı Vatan grubu kuruldu. Milletvekillerinin bu tutumu ile padişaha ters düşmek ve M. Kemal'in kontrolünden uzak gibi bir izlenim bırakmış ise de iş kararlara gelince tam bir birlik sağlandı. Mebusan Meclisi 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli (Milli Ant)'yı kabul etti ve ba­sında yayınlanarak tüm parlamentolara duyurulması kararlaştırıldı.

KARARLAR:

1- Mondros Mütarekesi imzalandığında henüz işgal edilmemiş olan Osmanlı topraklan birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Mütareke imzalandığında düşman işgali altında bulunan ve arap çoğunluğu bulunan yerlerin geleceği buradaki halkın reyine göre tespit edilecektir.

2- Anavatana katılmış olan Kars. Ardahan, Baturri ve Batı Trakya'da gerekirse tekrar halkoylamasına başvurulacaktır.

3-istanbul ve Marmara her türlü tehlikeden uzak tutulursa boğazın dünya ticaretine açılması mümkündür.

4- Kapitilasyonlar hiçbir biçimde kabul edilemez.

5- Türkiye'de yaşayan bütün azınlıkların hakları komşu ülkelerdeki Türk azınlıklarına da aynı hakların tanınacağı ümit edilerek temin edilecektir.

ÖNEMi:

1- Bu beyanname herşeyden önce bölünmez ve milli bir Türk ülkesinin sınırlarını çizmiştir. Bununla Türkler tam bağımsızlık şuuruna erişmiş ve millet olarak asgari haklarını istemişlerdir.

2- Milli Mücadele'nin ana hedeflerini içinde taşıyan ve tozandan sonra da yeni Türk devletlerinin izlemiş olduğu politikayı içeren önemli bir belgedir.

SONUÇLARI:

1- Misak-ı Milli'nin kabulüyle birlikte istanbul Hükümeti ve padişah Vahteddin telaşa düştü.

2- Ali Rıza Paşa kabine çekildi. Salih Paşa yeni hükümeti kurdu.

3-16 Mart 1920'de istanbul işgal edildi.

4- Salih Paşa istifa etti. Yerine Damat Ferit Paşa yeni kabineyi kurdu.

5-11 Nisan 1920'de Vahteddin meclisi kapattı.

 

İSTANBUL' UN ISGALI:(16 Mart 1920)

 

NEDENLERi:

1- Misak-ı Milli'nin kabulü, işgal kuvvetleri meclisten savaş kararı çıkaracağını ummu­yordu.

2- istanbul Hükümeti'nin Anadolu'daki direnişi kontrol altına alamaması.

3- Şehirde daha fazla asker bulundurma istediği.

Bu gerekçelerle istanbul'u işgal eden itilaf güçleri milli mücadele taraftarlarını tutukla­maya başladılar. Türk milletinin tepkilerini yok etmek amacıyla bir bildiri yayınladılar.

1- işgal geçicidir.

2- Anlaşma devletlerinin amacı saltanat makamını güçlendirmektir.

3- Taşrada ayaklanma çıktığında veya katliam yapıldığında istanbul Türklerden alına­caktır.

4- Herkesin saltanat makamı olan İstanbul’dan verilecek buyruklara uyması gereklidir.

SONUÇLARI:

1- Milli Mücadele'nin halk tarafından benimsenmesini kolaylaştırdı.

2- Kurtuluş ümidi taşıyan vatanseverler Anadolu'ya geçmeye başladı.

3-  Yeni bir meclisin kurulması gerekliliği ortaya çıktı.

4- Saltanat ve halifelik yanlıları da bu kurumlan kurtarabilmek için milli mücadeleye çekmek amacıyla bu kurumların durumlarını askıya almış ve tartışmaların dışında tutulmuştur.

5- T.B.M.M ile yeni Türk Devleti kurulmuştur.

 

T.B.M.M ÎLE İSTANBUL HÜKÜMETİMİN MÜCADELESi:

 

istanbul hükümeti kurduğu 1. Sıkıyönetim Mahkemesiyle Mustafa Kemal ve arkadaşlarını ölüme mahkum etmiştir. Daha sonra Seyhislam fetva 'çıkartılarak milli hareket baltalanmak istenmiştir. Milli Mücadeleye karşı Kuva-i inzibatiye kurulmuştur. T.B.M.M de vatan müdafaası için savaşanların asi sayılmadığına dair fetva çıkarttı. Damat Ferit vatan haini ilan edildi. Halife ordusuna karşı çıkıldı ve dağıtıldı.

Yeni hükümeti zor durumda bırakmak Anadolu'da kurulan düzeni yıkmak ve milli mü­cadeleyi önlemek amacıyla bazı çarelere başvurdu.

1- M. Kemal ve Milli Mücadeleyi halkın gözünde küçük düşürmek.

2- Anadolu'da ayaklanmalar çıkarmak,

3- işgal güçleriyle hemen bir barış antlaşması imzalamak,

  AYAKLANMALARIN GENEL NEDENLERİ:

1-Amaç: Ayaklanmaların genel amacı milli direniş hareketine, milli bilincin uyândırılması çalışmalarına karşı çıkmaktır.

2- T.B.M.M Karsı Çıkan Ayaklanmaların Genel Nedenleri:

1- Milli direnişi engellemek isteği

2- işgal devletlerinin Mondros Ateşkes Antlaşması gereğince yurdu daha rahat bölmek ve paylaşmak, parçalamayı kolaylaştırmak amacı

3- Savaştan bıkan halkın askere gitmek istememesi,

4- İstanbul hükümetinin Anadolu halkının islamiyete olan bağlılığından yararlanması (halifelik ve din elden gidiyor gerekçesiyle halkı kışkırtması)

5- Kuva-i Milliye birliklerinin bazı yörelerdeki disiplinsiz hareketleri,

6- işgal devletlerinin boğazlar ve çevresinde kargaşa yaratmak ve buraları T.B.M.M Kuvvetlerinin denetimine sokmak istememesi,

7- Kişisel ve bölgesel bağımsızlık istekleri,

A YAKLAŞMALARIN BAŞLICALARI:

1- İstanbul hükümetince yürütülen ayaklanmalar,

a- Anzavur isyanı: (Çerkez Ethem)

b- Halifelik Ordusu: ( Kuva-i lnzibatiye),(AH Fuat Paşa )

2- işgal güçleri ve İstanbul hükümetince çıkartılan ayaklanmalar

a- Bolu- Düzce - Hendek ayaklanmalan (ingiliz kışkırtması)

b- Yenihan- Yozgat- Boğazlayan ayaklanması (Çerkez Ethem bastırdı)

c- Konya ayaklanması (istanbul'a gönderilen din adamlannın kışkırtmaları)

d- Milli aşiretinin ayaklanması (Fransızlar kışkırtmışlardır.)

3- Azınlıklann çıkardığı ayaklanmalar. (Ermeniler-Rumlar)

4- önce Kuva-i Milliye yanlısı olup sonradan ayaklananlar, (Çerkez Ethem, Demirci Mehmet Efe)

T.B.M.M AYAKLANMALARA KARŞI ALDIĞl ÖNLEMLER:

1- istanbul hükümeti ile bütün temaslar, resmi yazışma ve haberleşme kesildi.

2- Hıyanet-i Vataniye kanunu çıkarıldı.

3- Bu kanunun işleyişini sağlamak için istiklal Mahkemeleri kuruldu.

4- istanbul hükümetinin yaptığı her türlü işlem yok sayıldı.

5- istanbul hükümetinin fetvalarına karşılık Ankara Mönüsünün beyanları,

 

AYAKLANMALARIN T.B.M.M'NE ZARARLARI:

 

iç isyanlar T.B.M.M'niyordu Dış mücadele tam anlamıyla yapılamadı. Düşmanın iler­leyişinin durdurulması gecikti. Zaman kaybına neden oldu. Kardeş kanı döküldü, insan, malzeme ve güç kaybına sebep ve güç kaybına sebep verildi.

 

SEVR ANTLAŞMASI (1O AĞUSTOS 1920)

 

1-Anlaşma öncesinde itilaf devletlerinin durumu:Antlaşma öncesinde Osmanlıyı paylaşma konusunda aralarında anlaşmazlık vardı.Îtalyanlara vaat edilen yerler sonradan Yunanlılara verilince anlaşmazlık oldu.Boğazlar konusu kesin bir çözüme kavuşamadı.Âncak en önemlisi Türk milletinin işgalcilere karşı gösterdiği tepkiyi önceden düşünememişlerdi.

İtalyanlar ve Fransızlar Türk direnişini görmüşler Türk yurdunu işgal etmenin mümkün olmayacağını kavramış göründüler.

İngilizler ve Yunanalılar ise Anadolu hareketinin bir maceradan ibaret olduğunu düşünüyorlardı.

2-GÖRÜSMELER

Görüşmek ve bir karara varmak amacıyla San Remo'da Nisanl920'de toplantı yapıldı.Buraya gözlemci olarak katılan Teyfik Paşa alınan kararlardan dehşete düştü ve bunları sadrazama bildirdi. Anlaşma şartlarını daha çabuk kabul ettirmek amacıyla İngiltere desteğindeki Yunan birlikleri Bursa-Uşak çizgisine doğru ilerlemeye başladılar.Doğu Trakya'dan da hareketle Tekirdağ,Edirne,Kırklareli Yunanlıların eline geçti.

Osmanlı idaresi bu durum karşısında San Remo Kararlarını kabulden başka çare olmadığını belirterek(Meclis olmadığı için devletin ileri gelenleri(ayan) toplanılarak) kurulun oyuna sunuldu.Kurulda oylanan kararlar Rıza Paşa hariç herkesçe kabul edildi.Bunun üzerine Paris'e giden Damat Ferit Paşa 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşmasını Osmanlı idaresi adına imzaladı.

SEVR ANTLAŞMASI ŞARTLARI

1-Osmanlı Devleti İstanbul ile Anadolu'nun Ankara,Kastamonu vilayetlerini kapsayan küçük bir bölümünden oluşacaktı.

2-İstanbul başkent olarak kalacak ancak uluslar arası bir statüde olacaktı.

3-Boğazlar uluslar arası bir "Boğazlar Komisyonu" tarafından yönetilecek,barışta ve savaşta bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine açık olacaktı.

4-Ege Bölgesi'nin büyük kısmı Ege adaları ve Doğu Trakya Yunanistan'a bırakıldı.

5-Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan ve onun güneyinde özerk bir Kürdistan kurulacaktı.

6-Adana,Sivas ve Malatya Fransız,Antalya ve Konya İtalyan nüfu. bölgeleri olarak belirlenmişti.Osmanh Devleti'nin Ege ve Akdeniz'de kıyısı kalmıyor,denize çıkışı sadece Karadeniz'le oluyordu.

7-Osmanlı Devleti'nin ordusu ve donanması olmayacak.iç güvenliğin sağlanması amacıyla 50.700 kişilik bir kuvvetle 17 küçük gemisi olacaktı.

8-Kapitilasyonlar genişletilerek yeniden yürürlüğe konacaktı.

9-Türk olmayan Rum.Ermeni ve. Yahudi azınlıklar ülkeye dönebilecek ve zararlarım Osmanlı Devleti ödeyecekti.

10-Osmanlı Devleti ekonomik konuların hiçbirinde tek başına karar alıp uygulamayacak îngütere,Fransa ve İtalya temsilciliklerinden oluşan "Maliye Komisyonu"nun görüş ve onayı doğrultusunda hareket edecekti. ÖNEMİ:

1-Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti ortadan kalkmıştı.

2-Bu antlaşma T.B.M.M. açısından yasal ve geçerli olmayan bir antlaşma niteliği taşır.Ölü doğmuştur.

3-Sevr barışı Osmanlı anayasasına uygun değildir çünkü anayasa yapılan antlaşmanın Mebusan Meclisinde onaylandıktan sonra uygulanacağını,yürürlüğüne gireceğini ifade eder. Oysa Mebusan Meclisi olmadığından antlaşma onaylanmamıştır. Ülkede seçimle oluşan tek meclis bu antlaşmayı tanımadığı gibi son Osmanlı Mebusan Meclisi de Misak-ı Milli Kararlarını kabul ettiğinden antlaşma maddelerinin tamamına yakınını bu kararlarda reddedilmişti.

4-Sevr Antlaşması Avrupa da 1.Dünya Savaşı'na son veren antlaşmalar içinde yürürlüğe girmeyen,uygulama alanı bulmayan tek antlaşma özelliği taşımaktadır.Dört yıl sür en kurtuluş mücadelesi sonunda Türk Devleti savaşını Lozan Barışı ile noktalamıştır.

SONUCLARI:T.B.M.M daha önceden aldığı kararla Osmanlı yönetiminin yaptığı ve yapacağı antlaşmaları tanımayacağını ilan etmişti.T.B.M.M.Sevr imzalandıktan sonra antlaşmayı imzalayan ve saltanat şurasında onaylayanların vatan haini ve vatansız sayılmalarını kararlaştırdı.Sevr'in kabulü İstanbul-Ankara arasında bocalayan çevrelere kimin haklı kimin haksız olduğunu gösterdi.Milli mücadele azmi daha da güçlendi.

 

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI

 

Kuvay-ı Milliye birlikleri alınan tüm tedbirlere rağmen bir disiplin altına alınamamıştı. Bu birlikler düşmana zarar veriyor, fakat ilerlemesini durduramıyordu. Aralarında uyum sağlanamıyordu. Sadece kendi şeflerini dinliyorlardı. Ayaklanmaları kendi yöntemleriyle bastırıyorlardı ve hukuk dışı cezalandırma yöntemleri kullanıyorlardı.

Bu birlikler ihtiyaçları olan yiyecek, giyecek vs. malzemeleri kendileri sağlıyorlardı. Bazen halktan zorla alınarak yerine getiriliyordu.

Millet egemenliği esas alınarak kurulan devlette bu tutumlar hoş karşılanmazdı. Devlet düzenine geçilince gerçek bir ordunun kurulması şarttı.

Sevr Anlaşması'nın imzalanmasını kolaylaştırmak amacıyla Yunanlılar'ın başlattıkları ileri harekat Kuvay-ı Milliye kuvvetlerince durdurulamadı. Bu da Mustafa Kemal'in düzenli ordunun kurulması fikrini pekiştirdi. TBMM bu konuda ikna edildi.

Düzenli ordu ilk defa Batı Cephesi'nde kuruldu ve görev yaptı. Yeni ordu kurma çalışmaları doğrultusunda tüm halktan özveri istendi. Son çarenin yine savaşmak olduğu benimsetildi. Askerden kaçmaları önlemek için sert tedbirler alındı. Kuvay-ı Milliye birliklerinin birçoğu düzenli ordu bünyesine alınarak eğitildi.

 

ERMENİLERLE SAVAŞ VE 6ÜMRÜ ANTLAŞMASI 03 Aralık 1920)

 

Mondros Antlaşması'na göre Türk kuvvetleri Kafkasya'dan çekilmişti. Bölgede Ermenistan ve Gürcistan Devletleri kuruldu. Doğu Anadolu ve Kafkasya Ermeni tehdidi altına girmiş oldu. Wilson ilkelerini de amaçları doğrultusunda kullanan Ermeniler, Arpaçay ve Araş ırmakları kıyılarına,kadar ilerlediler. Türk köylerinde katliamlar başlattılar. Mondros'a rağmen silahlarını teslim etmeyen Kazım Karabekir şiddetle karşı koydu. TBMM kurulduktan sonra Ermeni saldırıları devam etti. K. Karabekir tam yetkili olarak Doğu Cephesi Komutanlığı'na atandı. (9 Haziran 1920). Yeni devletin ilk cephesi böylece kuruldu. Batıda Yunanlılar karşısında Kuvay-ı Milliye kuvvetleri gerilerken Doğu'da kazanılan bu zafer TBMM'ne moral kaynağı oldu. Ermeniler barış için başvurunca 3 Aralık 1920'de 6ümrü Antlaşması imzalandı. Doğu Anadolu sınırlarımız Ardahan'ın bir bölümü ve Artvin dışında bugünkü şeklini aldı. Ermeniler işgal ettikleri yerleri boşalttı.

Ardahan ve Artvin 23 Şubat 1921 yılında Gürcistan ile yapılan antlaşmayla anavatana katıldı.

Önemi

1. TBMM'nin yabancı bir devletle imzaladığı ilk antlaşmadır.

2. Ermeni sorunu kesin olarak çözüme kavuşmuştur.

3. Mondros'la belirlenen sınır aşıldı ve-Sevr Ant.nın geçersizliği kanıtlandı.

4. Ele geçen silah ve cephane Batı Cephesi için hem moral hem de kaynak olmuştur.

5. Bu cephenin kapanması buradaki askeri kuvvetlerin Batı Cephesi'ne kaydırılarak bu cephenin sayıca güçlenmesini de sağlamıştır.

 

GÜNEY CEPHESİ

 

6üney Cephesi'ndeki şehir direnişleri halkın direnme gücünü kamçılamış, bağımsızlık mücadelesinin sesini dünya kamuoyuna duyurmuş, Fransızlar'ın Anadolu'daki direnişin başarıya ulaşacağını anlamasını sağlamış ve müttefiklerinden farklı düşünmeye başlamıştır.

Bu direnişler sonunda Fransa müttefiklerinden ayrılarak TBMM ile Ankara Antlaşmasını imzalayarak Anadolu'yu terk etmiştir.

BATI CEPHESİ

I.İnönü Savaşı(6-10 Ocak 1921) :

Amacı ;

Düzenli ordunun ilk savaşıdır. ÇERKEŞ ETHEM'in ayaklanmasını bastırmak amacıyla bir kısım askeri birlikler Kütahya önlerine sevk edildi. Bunun Yunanlılarca fırsat bilinmesi düzenli ordunun daha fazla güçlenmeden imha edilmesi ve Sevr Antlaşmasının kabulünü daha kısa zamanda gerçekleştirmek , Yunanistan'daki idari bunalımın Anadolu'daki durumlarını etkilemeyeceğini müttefiklerine göstermek ve kazanacakları başarı ile daha fazla yardım sağlamak, Eskişehir'i ele geçirerek burayı ileri üs olarak kullanmak.

İçteki Sonuçları ;

1.  Düzenli ordunun bu ilk başarısı Kuvay-ı Milliye tartışmasını bitirmiştir.

2. TBMM'ye olan güven arttı.

3. Askere alma ve vergi toplama işlemleri kolaylaştı.

4. Milletin fedakarlığı arttı.

5. TBMM'nin iç durumunu güçlendirmiş, Türk halkına gelecek için büyük moral, güç ve ümit vermiştir.

6. Bu olumlu hava .içinde 20 Ocak 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla anayasa düzenlendi.

Dıştaki Sonuçları ;

1.Anadolu'daki hareketin bir başkaldırı olmadığını kavrayan itilaf güçleri İstanbul ile ilişkilerde TBMM'nin rızasını almanın gerekliliğini kavradılar. Fransızlar ye İtalyanlar müttefiklerinden ayrı düşünerek, Anadolu hareketinin maceradan ibaret olmadığı fikri ile müttefiklerinden ayrıldı. Bu da itilaf güçlerinin görüş birliğinin parçalanmasının sağlaması açısından önemlidir.

2.Sevr Antlaşması'nın bazı hükümlerinin değiştirilebileceği kabul edildi ve bu yolda/Londra'da bir konferans toplanması sağlandı.

3.Bu zaferden sonra Ruslarla Moskova Antlaşması imzalandı.

 

LONDRA KONFERANSI (21 Şubat-11 Mart 1921)

 

İtilaf Devletleri durumu tekrar gözden geçirmek amacıyla Londra'da bir konferans toplanmasını kararlaştırdılar.

Konferansın Toplanma Gerekçesi;

itilaf E»ey{et|eri Sevr Antlaşması'nın imzalanmış olmasına rağmen uygulanmasında tam başarı sağlayamamışlardı çünkü TBMM Hükümeti direniyordu ve bu direnişin gücü Sümrü Barışı ile Bolşeviklere, İnönü Savaşı ile İtilaf kuvvetlerine gösterilmişti. Bu nedenle Ankara'yı da Sevr Antlaşması'na ikna etmeden sonuç alamayacaklarını anlamışlardı,

Amacı ;

Sevr Antlaşmasında ufak bazı değişiklikler yaparak bu antlaşmayı TBMM Hükümeti'ne de kabul ettirmektir. ;

TBMM'nin Konferansa Katılmaktaki Amacı ;

1. Misak-ı Milli ilkeleri batılı devletlere kabul ettirilmeye çalışılacaktır.. TBMM Hükümeti'nin tek isteğinin milli sınırlar içinde bağımsız yaşamak olduğu anlatılacak, bu isteğin itilaf devletlerinin savaş boyunca savundukları ilkelere-Wilson ilkelerine-uygûn olduğu gösterilecekti.

2.TBMM bu amacını gerçekleştirmeyi mutlaka savaşarak elde etmeye

hevesli değildir.Milli amacı sağlayacak bir barışı memnuniyetle karşılayacaktır. ,

Londra Konferansı'nda Osmanlı Hükümeti’ni Tevfik Paşa, Ankara Hükümeti'ni de Bekir Sami Bey temsil etmiştir, itilaf devletleri de konferans devam ederken gizli bir kararla Yunanlılar'a bir şans daha verilmesini kararlaştırdılar.  Kabul Edilmeyen Önerilerine Rağmen Londra Konferansı Sonuç Olarak TBMM îçin Bir Başarıdır. Çünkü ;

1.  TBMM Kurtuluş Savaşı'nı yani Anadolu'daki mücadelenin amacını dünya

kamuoyuna duyurmayı başarmış oldu.

2. Konferansa çağrılmakla TBMM itilaf devletleri tarafından da resmen tanınmış oldu

3. Konferansta itflaf devletleri arasındaki fikir ayrılıkları su yüzüne çıktı. Fransızlar İtalyanları İngiltere'den farklı olarak Yunan ordusunun başarısından ciddi kuşkular duymaya başlamışlardı.

 

2. Sevr Antlaşması'nın bazı hükümlerinin değiştirilebileceği kabul edildi ve bu yolda Londra'da bir konferans toplanması sağlandı.

3. Bu zaferden sonra Ruslarla Moskova Antlaşması imzalandı.

 

LONDRA KONFERANSI (21 Şubat-11 Mart 1921)

 

İtilaf Devletleri durumu tekrar gözden geçirmek amacıyla Londra'da bir konferans toplanmasını kararlaştırdılar

Konferansın Toplanma Gerekçesi;

itilaf E»ey{et|eri Sevr Antlaşması'nın imzalanmış olmasına rağmen uygulanmasında tam başarı sağlayamamışlardı çünkü TBMM Hükümeti direniyordu ve bu direnişin gücü Sümrü Barışı ile Bolşeviklere, İnönü Savaşı ile İtilaf kuvvetlerine gösterilmişti. Bu nedenle Ankara'yı da Sevr Antlaşması'na ikna etmeden sonuç alamayacaklarını anlamışlardı,

Amacı ;

Sevr Antlaşmasında ufak bazı değişiklikler yaparak bu antlaşmayı TBMM Hükümeti'ne de kabul ettirmektir. ;

TBMM'nin Konferansa Katılmaktaki Amacı ;

1. Misak-ı Milli ilkeleri batılı devletlere kabul ettirilmeye çalışılacaktır.. TBMM Hükümeti'nin tek isteğinin milli sınırlar içinde bağımsız yaşamak olduğu anlatılacak, bu isteğin itilaf devletlerinin savaş boyunca savundukları ilkelere-Wilson ilkelerine uygûn olduğu gösterilecekti.

2. tbmm bu amacını gerçekleştirmeyi mutlaka savaşarak elde etmeye hevesli değildir. Milli amacı sağlayacak bir barışı memnuniyetle  karşılayacaktır.

Londra Konferansı'nda Osmanlı Hükümeti’ni Tevfik Paşa, Ankara Hükümeti'ni de Bekir Sami Bey temsil etmiştir, itilaf devletleri de konferans devam ederken gizli bir kararla Yunanlılara bir şans daha verilmesini kararlaştırdılar. • Kabul Edilmeyen Önerilerine Rağmen Londra Konferansı Sonuç Olarak TBMM îçin Bir Başarıdır. Çünkü ;

1.  TBMM Kurtuluş Savaşı'nı yani Anadolu'daki mücadelenin amacını dünya kamuoyuna duyurmayı başarmış oldu.

2. Konferansa çağrılmakla TBMM itilaf devletleri tarafından da resmen tanınmış öldü

3. Konferansta itilaf devletleri arasındaki fikir ayrılıkları su yüzüne çıktı.  Fransızlarlâ İtalyanların İngıltere'den farklı olarak Yunan ordusunun başarısındân ciddi kuşkular duymaya başlamışlardı.

 

MOSKOVA ANTLAŞMASI (16 Mart 1921)

 

Bolşevik ihtilali ile Ruslar 1.Dünya Savaşı'ndan çekilmişti. 1918'de SSCB kuruldu. TBMM ve Rusya ilişkilerini geliştirmeye çalıştılar. (Aynı güçler Rusya’daki rejimi yıkmak istediğinden bu devlet TBMM'ne yaklaşmıştır.)

Karşılıklı elçiler gönderildi. Ermeniler'e ve Yunanlılar'a karşı kazanılan zaferler ve TBMM'nin Londra'ya çağrılması SSCB yöneticilerinin anlaşmasına neden olmuştur.

Buna göre:

•   Sovyetler Misak-ı Milli'yi tanımışlardır.

•   Kapitülasyonların kaldırılmasını kabul ettiler.

•   Ekonomik, mali vs. antlaşmalar kabul edildi.

•  Doğu sınırı Batum Gürcistan'a iade edilmek üzere tanındı. Doğu sınırı kesin olarak çizildi. Ruslar Misal-ı Milli'yi kabul ettiler. TBMM ilk kez bir devlet tarafından tanındı.

 

II. İNÖNÜ SAVAŞI

 

Yunanlılar'ın bir saldırıya daha geçmesi Londra Konferansı'nda kabul edilmişti. Saldırının amacı düzenli .ordunun yeniden örgütlenememesidir. Yunan saldırısı kesin olarak kırıldı. Bu savaşın rolü düşmanı oyalayarak zaman kazanmak olmuştur.

 

KÜTAHYA ESKİŞEHİR SAVAŞLARI

 

Yunanlıların son bir saldırıyla Ankara'yı ele geçirmek isteğiyle başlayan savaşlardır. Saldırıyı yönetmek için Yunan kralı Konstantin de İzmir'e geldi. Yunan saldırısı 10 Temmuz 1921'de başladı. Hızla gelişti. Eskişehir düştü. Türk ordusu hem toparlanmak, hem de daha iyi şartlarda mücadele İçin Sakarya Nehri'nin doğusuna çekildi. Yunan ilerleyişi Ankara'da heyecan yarattı, îç Anadolu'ya Yunanlılar girmişti. Ankara'yı boşaltıp Kayseri'ye gitmek dahi düşünülmeye başlandı.

Kütahya Eskişehir Muharebelerinden Sonra Alınan Önlemler :

1. Ordu Sakarya'nın doğusuna çekildi.

2. Meclisin tüm yetkileri 3 ay süreyle başkomutan sıfatıyla M. Kemal'de toplandı.

3. Ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla Tekalif-i Milliye Kanunu çıkarıldı. Bu kanun doğrultusunda bedeli sonradan ödenmek koşuluyla halktan ürettiği her şeyin % 40'ını devlete vermesi istendi.

4. Kanunun uygulanması amacıyla istiklal Mahkemeleri kuruldu.

 

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

 

Yunanlılar'ın Ankara'yı hedef seçerek 14 Ağustos 1921'de yeniden ilerlemeye başlamaları sonucunda savaş başlamıştır. "Hattı müdafa yoktur,sath-ı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır." Planı ile Yunan ordusu yenilmiştir. Sonuçlan :

1.  Yunan ordusunun taarruz gücü kırılmıştır. Türk ordusunun H. Viyana bozgunundan itibaren geri çekilmesi sona ermiştir. Türk orduları saldırı gücüne ulaşmıştır.

2. Mustafa Kemale 19 Eylül 1921 tarihinde TBMM "Gazilik" ve "Mareşallik" unvanları vermiştir.

3. Yunanistan'da siyasi kargaşa başlamış.itilaf devletlerinin Yunanlılar'a karşı tavırları değişmiştir. Fransa ve İtalya da ittifaktan kopmuştur.

4. Yunanlılar ilerleyemeyeceklerini anladıklarından Batı Anadolu için güçlü bir savunma hattı oluşturmaya başladılar.

5. Türk ve İngiliz Esir Mübadelesi Antlaşması gerçekleşti. Önemi :

•   Kurtuluş Savaşı içinde son savunma savaşıdır. Anadolu'nun Türk Yurdu olduğu kanıtlanmıştır.

Siyasi Sonuçları :

•   Kars Antlaşması imzalandı.(13 Ekim 1921):

Gürcistan,Ermenistan,Azerbaycan Cumhuriyetleri adına Sovyet Rusya ile imzalanmış ve bu cumhuriyetlerce onaylanmıştır. Doğu sınırındaki bazı pürüzler kalkmış ve doğu sınırı kesin şeklini almıştır.

•      Ankara Antlaşması imzalandı.

 

ANKARA ANTLAŞMASI SONUÇLARI VE ÖNEMİ (20 Ekim 1921)

1.  Bu antlaşma ile siyasi, ekonomik, askeri vs. hiçbir hususta bağımsızlığımızdan hiçbir şey feda etmeden memleketin önemli bir bölümü işgalden kurtarılmıştır.

2. Batılı devletlerden biri ilk defa , milli mücadelenin hedeflerini onaylamış olur.

3. TBMM Hükümeti hukuken tanınır.

4. İtilaf devletlerinden biri Sevr Antlaşması'nın uygulanamayacağını kabul etmiş oldu.

 

Bu antlaşmadan sonra Güney Cephesi'ndeki kuvvetlerin Batı Cephesi'ne kaydırılması mümkün olacaktır. Mersin Limanı artık kontrol altına alındığında dışarıdan savaş araçları alınabilecektir.

 

ANLAŞMA DEVLETLERİNİN MÜTAREKE ÖNERİLERİ

 

Fransa'nın Ankara Antlaşması ile müttefiklerinden ayrılması, İtalyanların işgal bölgelerini boşaltma girişimleri (İtalyanlar 2.İnönü Zaferi'ni takip eden günlerde Anadolu'dan çekilmişlerdir.(5 Temmuz 1921)) İngilizleri bazı oyalama çareleri aramaya zorladı. 22 Mart 1922'de Anlaşma devletleri Türk ve Yunan kuvvetlerine ateşkes önerisinde bulundular. Öneriler şunlardı:

1. İki ordu arasında askersiz bir alan bırakılacaktı.

2. Türk ve Yunan kuvvetleri insan, malzeme, cephane bakımından arttırılmayacaktı.

3. İki taraf orduları galip devletlerin askeri komisyonları tarafından denetlenecekti.

4. İki taraf üç ay süre ile birbirine düşmanlık göstermeyecek, bu zaman içinde barış yapılmazsa kesin antlaşma imzalanana kadar mütareke yenilenecekti.

Bu önerilere TBMM'nin karsı cevabı söylevdi:

Türk Hükümeti mütarekeyi kabul etmekle beraber ordumuzun içine yabancı kontrolü sokamayacağını, mütarekenin imzası ile beraber memleketin itilaf kuvvetleri tarafından boşaltılmasına başlanmasını şart koşuyordu.

BARIŞ ÖNERİLERİ

Mütareke önerilerine verilen cevabımız resmen belirtilmeden itilaf devletlerinin barış önerileri geldi (26 Mart 1922).

1.  Anadolu'da İzmir, Trakya'da Tekirdağ Türkler'e; Kırklareli.Edirne Yunanlılar'a bırakılacaktı.

2. Doğu'da Ermenistan Devleti'nin kurulması sağlanacaktı.

3. Türk ordusu Sevr'de olduğu gibi ücretli askerlerden oluşacak yalnız sayı 55binden 85bine çıkarılabilecekti.

4. Barış Antlaşması imzasından sonra galip devletler İstanbul'u boşaltacaklardı.

5. Sevr'in ekonomik hükümleri Türkler lehine düzeltilecekti.

6. Kapitülasyonlar Türkler lehine düzeltilecekti.

Bu önerilere TBMM'nin karşı cevabı söylevdi:

TBMM Hükümeti barıştan yana olduğunu göstermek için milli varlığı sarsacak unsurlar dışında Misak-ı Milli'nin kabulü şartı ile İzmit'te görüşmeye hazır olduğunu belirtti.

Fakat bu önerimiz kabul edilmedi.

 

BÜYÜK TAARRUZ Taarruz Öncesi T.B.M.M

 

Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra ordunun henüz taarruza hazır olmadığı gözlendi. Uzun ve yorucu savaş Türk ordusunu da yıpratmıştı. Taarruz için hazırlıklar gerekliydi. Ordu iyice düzene girmeden taarruz sakıncalıydı.

Doğu ve Güney Cepheleri güvenlikteydi. Buradaki birlikler Batı Cephesi'ne kaydırıldı. Dışarıdan (Rusya'dan) mümkün olduğu kadar malzeme alındı. Orduda taarruz eğitimine önem verildi. Seferberlikle beraber milletten bir kez daha fedakarlıkta bulunması istendi.

Bütün bu işlemler gizlilikle yapılıyordu. Çünkü: Türk ordusunun taarruz hazırlıkları haber alınarak karşı hazırlığa geçmeleri önlenmeli, düşman Türk taarruzuna hazırlıksız yakalanmalıydı. Birlikler Batı Cephesi'ne gece geliyor .gündüz dinleniyordu. Yollarda vb. yerlerde tamirat şüphe uyandırmasın diye ilgisiz yerlerde de aynı işlemler yapılmaktaydı. Taarruzu soran milletvekillerine açık olmayan cevaplar veriliyordu. Bu sıralarda yapılan barış önerileri kamu oyunda yıkıcı, moral bozucu etki yapıyordu.

Bu durum mecliste Mustafa Kemale karşıt kişileri harekete geçirdi. Neden taarruza geçilmediği, Mustafa Kemal'in sırf başkumandanlık yetkisini sürdürmek amacıyla taarruza geçmediğini savunuyorlardı. Bu yoldaki propagandalar neticesinde, yetki süresi sonunda başkumandanlık süresini uzatmadılar. Hasta yatağından kalkan M. Kemal o anda ordunun komutansız muallakta olduğunu, yetkisi dolduğundan yetkisiz olarak orduya kumanda ettiğini, fakat bu durumda bile orduyu başsız bırakmayacağını belirten bir konuşma yaptı. Bundan sonra önce Say, 20 Temmuz 1922'de de süresiz olarak başkomutanlık yetkisi M. Kemal'e verildi(Başkomutanlık kanunu 20 Nisan 1924 Anayasası ile yürürlükten kaldırılmıştır).

Taarruz Hazırlıkları

Yunan Ordusu'nda : Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Eskişehir-Afyon hattına çekilen Yunanlılar Eskişehir- Afyon- Ahırdağı hattında cephe kurdular. Bu tahkimatları bir İngiliz subay şöyle değerlendiriyordu : "Türkler bu hatları 6 ay da geçerse 6günde geçtiklerini söyleyebilirler."

Türk Ordusu'nda : Memleketin bütün kaynakları orduya verildi. İstanbul depolarından gizlice kaçırılan silahlar, Kars'tan Doğu Cephe Komutanlığı'ndan gönderilenlerle epey güç kazandı. Millet son imkanlarını da orduya verdi. Taarruz eğitimine önem verildi. Düşmanın haber almasını Önlemek amacıyla, Taarruzdan bir hafta önce Anadolu ile dış memleketler arasındaki haberleşme kesildi.

Sayı ve ateş kudreti bakımından bizden üstün bir düşmana karşı, ruh ve iman kuvvetine sahip Türk Ordusu manevi üstünlüğe dayanak çarpışacaktı.

Kuvvet Durumları:

Ordu   Piyade    H.mak.tüfek   Ağ.mak.    tüfek            Top      Uçak   Süvari

TÜRK    186.900      98.000       2.075         800           325       5       15.000

YUNAN 105.000      105.000      3.157        1000          544      12         5.286

 

Türk genel karargahı Akşehir'deydi. 17 Ağustos'ta hazırlıkları kontrol için Akşehir'e giden M.Kemal düşmanı yanıltmak amacıyla El Ağustos 1922 günü ajanslara Ankara'da çay ziyafeti vereceğini ilan etti. O tarihte Gazi gizli şifreyle taarruz tarihini belirtiyordu : 26 Ağustos !

Büyük Taarruz

Taarruz planının ana fikri düşmanın sağ kanadına taarruz ederek Ege Denizi ile bağlantısını kesmek; daha sonra da bir yok etme, imha savaşı ile taarruzu bitirmek.

Bütün hazırlıklar gözden geçirildi, topçu bataryaları yerlerini aldı, süvari birlikleri Yunanlılar'ın merkezle irtibatını sağlayan demiryolunu tahrip etti. 25 Ağustos, saat 22'de bütün birliklerden hazırlıkların tamam olduğuna dair son raporlar geldi. 26 Ağustos 1922 sabahı 5.30'da topçu birliklerinin düşman mevzilerini bombardımanı başladı. Bir süvari birliği Uşak-lzmir telgraf hattını kesti. Bu suretle Yunan başkumandanın cepheyle bağlantısı kesildi.

27 Ağustosta düşman savunma hattı yarıldı. Tam bir kargaşaya düşen Yunan topçuları kendi mevzilerini bombaladı. Geri çekilen Yunan birlikleri I.Ordu tarafından takip edilirken, II.Tümen Afyona girdi.

Her iki taraftan kuşatılan düşman ricat(geri çekilme) hatları Türk süvari birlikleri tarafından kesildi. Dumlupınar'da bir meydan savaşına mecbur edildi.

Başkomutanlık Meydan Savaşı (30 Ağustos 1922)

Mustafa Kemal tarafından fiilen yönetildi. Düşmanın büyük bir bölümü burada yok edildi. General Trikopis esir edildi.(Başkomutan olduğunu M. Kemal'den Öğrendi.)

Türk İdari Heyeti: Başkomutan M. Kemal, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Ordu Komutanları Yakup Şevki ve Nurettin Paşalar, Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Altay.

Bundan sonra kaçan düşmanı kovalama başladı. Mustafa Kemal ordularına hedefi belirledi:

"Ordular ! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!"

9 Eylül'de ilk süvari birliği İzmir'deydi. Ordumuz başkomutanla beraber 10 Eylül'de İzmir'e geldi.

Seçtiği yerleri yakıp yıkan Yunan askerleri hızla takip edildi. 18 Eylül'de Batı Anadolu'da hiçbir Yunan askeri kalmamıştı.

«Büyük ve Necip Türk Milleti;

Anadolu'nun halas zaferini tebrik ederken sana İzmir'den, Bursa'dan, Akdeniz ufuklarından ordularının selamını da takdim ediyorum.

T.B.M.M Reisi  Başkumandan  M. Kemal

Sözleriyle Türk Milleti'ne zafer müjdesini veriyordu.

 

MUDANYA MÜTAREKESİ (4-11 Ekim 1922)

 

Tarafları Mütarekeye Zorlayan Nedenler

Başkomutanlık Meydan Savaşı'ndan sonra İzmir'in alınması Kapıdağ"dan Yunan birliklerinin denize dökülmesiyle birliklerimizin bir kısmının Balıkesir'den Çanakkale'ye, bir kısmının da İzmit'ten İstanbul Boğazı üzerine yürüyüşe geçmesi bu bölgeyi elinde tutan İngilizleri telaşa düşürdü. Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan bu bölgeler alınmalıydı. Ancak İngiltere ile bir harp farklıydı. Rusların da bu konuda ise karışabilecekleri™ son derece mahirane bir şekilde kullanan Mustafa Kemal durumu savaşa girmeden lehimize çevirmek istiyordu.

Fransızlar'ın, İtalyanlar'ın bölgeden kuvvetlerini çekmeleri ile yalnız kalan İngilizler dominyonlarından(sömürgelerînden)da yardım alamayınca ve kamuoylarının artık savaştan da bıkarak aleyhine dönmesi sonucunda ve Rusya unsurunu da dikkate alarak görüşme isteğinde bulundular.

görüşmelerin Başlaması

3 Ekim 1922'de görüşmeler Mudanya'da başladı. Delegeler şunlardı:

İngiliz: General Harington Yunan: General Mazarakis

Fransız: General Şarpi(Charpy) İtalyan: General Mombelli

Türk: Batı Cephesi Komutanı Tümgeneral İsmet Paşa

Toplantıya ev sahibi olarak İsmet Paşa başkanlık eder. Ancak İngiliz general buranın İngiliz işgalinde olduğunu belirterek bir ara başkanlığı kendi yapması gerektiğini belirtti. Ancak bundaki haksızlığını anlayarak vazgeçti.

Görüşmelerde İngiliz delegesi Karaağaç konusunda sorun çıkarttı. Harington Trakya'nın hemen boşaltılmasını kabul etmediği gibi Boğazlar'daki tarafsız bölgelerden Türk kuvvetlerinin çekilmesini istiyordu. Bundaki amacı da zaman kazanarak Çanakkale'deki İngiliz birliklerinin güçleneceğini. Yunan Hükümeti'nin de bir aya kadar 60.000 kişilik kuvvet toplayacağını bildirmesiydi.

Görüşmelerin uzamasının aleyhimize geliştiğini gören M.Kemal, 6-7 Ekim'de ordularımıza Boğazlara hareket serbestliği verdi. İsmet Paşa Trakya'nın boşaltılarak teslimini, kabul edilmezse harekete geçileceğini bildirdi. Harington da gerekirse Türkleri ateşle karşılamak yetkisini almıştı. Fakat hala buradaki kuvvetlerinin Türk Ordusu'nu durduracak güçte olmadığını biliyordu. Bu bunalım Fransa'nın İstanbul Yüksek Komiseri ve diğer yetkililerin de etkisiyle giderildi. 11 Ekim 1922'de mütareke imzalandı.

Mütareke Hükümleri

1.  Edirne ve Meriç nehrinin sol kıyısına kadar Doğu Trakya'nın 15gün içinde Yunan ordusu tarafından boşaltılmasına,

2. Boşaltmadan sonraki 30gün içinde burada hükümetin Yunan me4murları tarafından Türk memurlara teslim edilmesine,

3.Barışın imzasına kadar Türkler'in Doğu Trakya'da 8.OOO jandarma bulundurmasına,

 

4. Mütarekenin imzasından sonra. İstanbul ve Boğazlar'ın TBMM idaresine bırakılmasına ancak buradaki galip devlet askerlerinin barış yapılana kadar sayılarını arttırmadan kalmasına karar verildi.

Sonuç

1.  Doğu Trakya savaşsız ve kan dökülmeden elimize geçmiş oldu.

2. Misak-ı Milli sınırlarımız gerçekleşti.

3. Milli mücadelenin silahlı mücadele kısmı son buldu.

4. İngiltere'de hükümetin düşmesine neden oldu.

NOT:Konu İngiltere'de parlamentoda görüşülürken işçi partisi lideri Mc. Donald kürsüye gelerek;

"Nerede Başvekil Loyd 6eorge? Bize ne söz verdi, netice ne oldu? Hazineden büyük paralar alıp bizi boş yere masraflara soktu. Hani Boğazlar bizim ' olacak, hani Anadolu taksim olunacaktı? Heyhat, hiçbiri olmadı. Bunun hesabını bize verin!" dediği zaman Loyd Seorge yavaş yavaş kürsüye geldi:

"-Arkadaşlar ! Asırlar pek nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğime bakın ki o büyük dahi asrımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehası karşısında elden ne gelir?"

diyerek istifasını verdi.

'Mehmetçiğin Anadolu'daki eşsiz direnişi İngiltere'deki kabineyi devirdi!

<< Geri >>